Savunma ve Stratejik Analizler

27 Mart 2015 Cuma

İran’ın işgal haritası bölgesel savaş başlattı

27.03.2015 İBRAHİM KARAGÜL

Aylarca dikkat çekmeye çalıştık. İran’ın örtülü yayılma haritasına, bölgesel savaş senaryolarına, mezhep kimliği üzerinden bütün bölgeyi iki ana cepheye ayırma senaryolarına, otuz yıldır devam eden Arap-Fars savaşlarının seyrine, Suriye ve Irak’ta yaşananların aynısının Yemen’de de başlayacağına, eski Osmanlı haritasındaki yeni güç yapılanmasına, bütün bölgeyi rehin alacak kaos senaryosuna, bu senaryonun nihai cephesinin Türkiye ile İran arasında şekilleneceğine…

Kimsenin dikkatini çekemedik. Türkiye’nin bile...

İçerideki seçim atmosferini anlıyoruz ama polemikler, kişisel tartışmalar Türkiye’nin gözlerini kör etti. Belki de amaçlanan buydu. Gezi isyanı ve 17 Aralık darbe girişimi sadece iktidar, hükümeti devirme meselesi değil, Türkiye’nin bölge genelinde kımıldayamaz hale gelmesine yönelikti. Amaç da buydu, sonuç da böyle oldu. 17 Aralık darbecilerinin istihbarat bilgileri ile Türkiye’yi bütün bölgede felç ettiler. Çünkü ülkemizin bütün mahremiyeti paralel çete tarafından onlara servis edilmişti.

Yeni emperyal güç İran

Ve beklenen oldu. Arap koalisyonu Yemen’e askeri müdahaleye başladı. Arap-Fars savaşının Yemen cephesi açılmış oldu. İran’ın bütün askeri birimleri ile Suriye’de bir savaş yürüttüğünü, Suriye birliklerinin İranlı generaller tarafından yönetildiğini biliyoruz. Bağdat’ın Tahran tarafından yönetildiğini, son günlerde başlatılan IŞİD karşıtı operasyonları İranlı komutanların yönettiğini, Irak’ın Tahran’a hediye edildiğini biliyoruz. Lübnan’ın Hizbullah üzerinden tam bir İran garnizonu haline geldiğini biliyoruz.

Bölgenin yeni emperyal gücü İran’ın son cepheyi Husiler üzerinden Yemen’de açtığını, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Somali ziyareti sırasında Yemen’de iktidarı devirip yönetimi ele aldığını biliyoruz. Üstelik Erdoğan, Yemen’in hemen karşısındaki bir ülkeye, Somali’ye giderken.. O gün, Yemen’deki iktidar değişiminin Türkiye ile çok ilgisi olduğuna dikkat çekip uyarılar yapmıştım.

Hatırlayın; Arap-Fars sınırı İran-Irak sınırıydı. ABD işgali sonrası bu sınır Suriye-Irak sınırına geriledi. Suriye savaşı bu yüzden bir İran savaşıdır. Eğer Suriye, savaş sonrası İran’ın denetimi altına girerse Arap-Fars sınırı Ürdün-Suriye sınırı olacaktır. Yemen’deki İran işgali başarılı olursa Arap dünyası güneyden de çevrilmiş olacaktır. Bu haritayı bir de mezhep üzerinden çizin. Aynı sonucu göreceksiniz.

Çok daha tehlikeli hesaplar var

İran bir an önce ahlaki bir pozisyona çekilmeli. Aşırı yayılmacı, komşularını tehdit edici, pervasız, açgözlü saldırganlığına derhal son vermeli. Yabancı işgallerle mücadele eden bütün coğrafya bugün en az işgaller kadar tehlikeli bir İran saldırganlığı tehdidi altındadır. Yıllardır antiemperyalist görünümüyle bölge toplumlarının saygısını kazanan Tahran yönetiminin bugün bu değer yargısını çirkin bir şekilde istismar ederek, bölgeyi kendine düşman ettiğini görüyoruz.

Son yıllarda aşırı silahlanmanın getirdiği bir şımarıklıkla Arap dünyasını tehdit etmekte, dahası Türkiye’yi güneyden çevreleme, Türkiye’nin Müslüman-Arap dünyası ile arasında bir tampon kuşak oluşturma projesi yürütmektedir. Açık söyleyeyim, bütün bölgeyi ikiye ayırıp sonu gelmez bölgesel savaşlara neden olabilecek mezhep savaşları projesi İran eliyle uygulanmaktadır. Bu müdahalelerin bir sonraki aşaması çok daha tehlikelidir ve asıl bölgesel savaş o zaman çıkacak ve Türkiye de bu savaşın içinde yer almak zorunda kalacaktır.

Tahran Körfez’i ve S. Arabistan’ı vuracak

Suriye ve Yemen’de başarılı olması durumunda İran bir yıl geçmeden Körfez ülkelerini karıştıracak. İsterseniz not edin, Basra Körfezi’ndeki ülkeler İran’ın doğrudan tehdidi hatta saldırısı altında kalacaklar. Dahası var, bunlar olurken İran’ın nihai hedefinin Suudi Arabistan olduğunu da not edin. Yine bir yıl geçmeden S. Arabistan’ın Şii nüfusunun yaşadığı doğu bölgeleri hareketlenecek ve belki de İran bu ülkede doğrudan iç savaş çıkartacak.

Dolayısıyla bugün Yemen üzerinde bir Arap-İran ya da Şii-Sünni savaşı başlamışsa da asıl Basra Körfezi ve S. Arabistan İran tehdidi altındadır. Bugün S. Arabistan ve Arap koalisyonunun Yemen’de başlattığı müdahale bir öz savunmadır. Hiçbir ülke kendisine yönelen böyle bir tehdide karşı kayıtsız kalamaz. Bu mesele İran’ı destekleyenler ve S. Arabistan’ı destekleyenler gibi kör bir tarafgirliğin çok ötesinde bir gerçekliktir. Bütün coğrafya acilen uyanmalı ve bu bölgesel yırtılma, on yıllarca sürecek bölgesel savaş planlarına karşı harekete geçmelidir. Eğer İran’ın öncülük ettiği bu işgal haritası başarılı olursa bütün bölge Birinci Dünya Savaşı’ndan çok daha büyük yıkımlar yaşayacaktır.

S. Arabistan’ın büyük hatası

S. Arabistan Mısır konusunda çok büyük bir hata yaptı. Böyle bir stratejik ufuksuzluk affedilir değildir. Mısır’da Müslüman Kardeşlerin devrilmesini finanse etti ve Arap dünyasının bugün yüzleştiği tehdide karşı en yaygın toplumsal direncini kırdı. Bunu yaparak kendini İran karşısında tam bir av durumuna düşürdü. Oysa bölge ülkeleri Müslüman Kardeşler'le barışabilir, Sudan’dan Suriye’ye kadar bu güçten yararlanabilirdi. Bu yönüyle Mısır darbesinin kazananı da İran olmuştur. Geç değil, S. Arabistan bu hatadan dönebilir, elini güçlendirebilir, Mısır’da bir çözüm üretebilir, buna Türkiye de destek olabilir. Ama yaparlar mı, emin değilim. Yapmazlarsa, İran yayılmasını durdurmaları pek de mümkün görünmüyor. Batılı güçlere bu anlamda güvenmeleri, onların garantisine sığınmaları yapacakları tarihi bir hata olabilir.

Suriye’ye müdahale ve Arap-Kürt savaşı

Yapılacak ikinci büyük hamle Suriye meselesini sonuçlandırmaktır. Muhalifleri desteklemek, büyük bir güçle hareket etmelerini sağlamak ve İran’ı bu ülkede durdurmaktır. Bunu yapmazlarsa Yemen üzerinden Kızıldeniz’e ulaşan İran’ın önünde Akdeniz’e kadar başka hiçbir güç kalmayacaktır. Bölge ülkelerinin en büyük düşmanı, jeopolitik ufuksuzluktur.

Bu aşamada IŞİD’e karşı koalisyon İran’ın yayılması için bölgeyi temizlemekten, Tahran’ın önünü açmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Suudi yönetiminin Müslüman Kardeşler'i devre dışı bırakmasının günahıdır IŞİD. Bölgede yerli ve meşru muhalefeti desteklemek varken başka güçlerin onların bıraktığı boşluğu IŞİD’le doldurduğunu görmeyecek kadar basiretsizlik söz konusudur. Bir hatırlatma daha yapayım: IŞİD’in normalde Kürtlerle savaşma gibi bir pozisyonu yoktu. Doğrudan İran ve İran nüfuzu altındaki güçlere karşı konumlanmıştı. Birileri bir anda IŞİD’in yönünü Kürtlere çevirdi ve örgüt üzerinden bir Arap-Kürt savaşı tezgahladı. Başarılı olan bu stratejik zekanın arkasında da İran olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, Kobani olayları sırasında terörü Türkiye içlerine kadar servis edenin de İran istihbaratı olduğunu düşünüyorum.

Tek panzehir Türkiye

Bu yazıyı İran karşıtlığı veya S. Arabistan’a destek için yazmadım. Türkiye’de kör bir tarafgirlik var ve bu herkesin basiretini bağlıyor. Mezhep kimliği üzerinden yürütülen savaşın Türkiye’deki pazarlaması da bu tarafgirlik üzerinden yapılıyor. Herkesin gözünü açması, bir adım sonrasını, bir yıl sonrasını öngörebiliyor olması lazım.

Türkiye bu konuda sağlam bir pozisyon aldı. Dışişleri’nin “müdahaleyi destekliyoruz” açıklaması bunu net olarak ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “İran ve terörist gruplar çekilsin” ifadesi de aslında tehlikenin tam olarak algılandığının işareti. İran’ın S. Arabistan ve Körfez ülkelerine yönelik tehdidinin bir benzeri bir süre sonra Türkiye’ye de yönelecektir. Zaten bugün Suriye üzerinden Türkiye’yi hedef almıştır.

1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana ilk kez bir savaş bu kadar bölgeselleşti. On ülke doğrudan Yemen’e müdahale etti. Bunun kara saldırısı da olacaktır. İran’ın buna misillemesi nasıl olacak, bekleyelim. Ama Yemen’deki müdahalenin bir benzeri Suriye’de de kendini hissettirebilir. Konuyla ilgili haftalardır çok şey yazdım. Burada linklerini veriyorum. Amacım savaş bütün bölgeyi sarmadan gereken uyarıları yapmak. Çünkü çok ciddi bir tehdit bölgeyi rehin almak üzere.Bunun da tek panzehiri Türkiye’dir. Başka bir umut kalmamıştır.
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/ibrahimkaragul/iranin-isgal-haritasi-bolgesel-savas-baslatti-2009759

26 Mart 2015 Perşembe

Büyük savaş’ ufukta belirdi!

26 Mart 2015 Perşembe Ardan ZENTÜRK

Türkiye’yi izlerken “garip” bir duygu içindeyim... Bir yanım, “normaldir” diyor, “seçim sürecine girmiş her ülke kendi içine bu ölçüde kapanır...” Diğer yanım, “iyi de ufukta Büyük Ortadoğu Savaşı göründü, her şey an meselesi, memleketin gelen fırtınadan haberdar olması gerekiyor” diye müdahale ediyor...

İşimiz zor... Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suudi el Faysal’ın açıklaması, açık savaş uyarısı: Yemen’de işler kontrolden çıkarsa, gereken müdahaleyi yaparız! Devam ediyor, “İran’ın Yemen’e el koymasına izin vermeyiz...” Bu, 1- Yemen iç savaşının kaçınılmaz, 2- Bu süreçte Suudi liderliğindeki Körfez ülkeleri müdahalesinin durdurulamaz olduğunu gösteriyor...

Diğer yanda, Beyaz Saray sözcüsü Denis McDonough’un doğrudan İsrail’i hedef alan sözleri: İsrail artık bir başka ulusa ait toprakları 50 yıldır yaptığı gibi askeri olarak denetleyemez. Filistin topraklarındaki işgal sona ermelidir. Netanyahu, seçim kampanyasında İsrail vatandaşı Araplar için söylediklerinin yanlış anlaşıldığını söyledi ama, diğer yanda İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin Batı Şeria’da büyük bir ayaklanmayı bastırma planları üzerinde çalıştığı da ortaya çıktı!..

Belli ki, Irak-Suriye-Lübnan hattında süren savaşa, yakın gelecekte Yemen ve Filistin savaşları da eklenecek. Bu arada, tabii ki, Musul’un DAEŞ’ten kurtarılması operasyonu adım adım yaklaşıyor. Bugüne kadar, Türkiye’nin, sınır ötesindeki gelişmelere askeri müdahalesine karşı çıktım ama, Musul, farklı... Türkiye o harekatta şu veya bu şekilde yer almadığı taktirde, savaş sonrasında kurulacak diplomasi masasında yer alamaz... Bu denklem, hükümetin önüne, seçim kampanyasının zirve günlerinde gelecek ve ülke olarak bir karar vermek zorunda kalacağız...

İran’ın, Şii’liği bir Acem milliyetçiliğine dönüştürüp Suriye-Irak coğrafyasını kan gölüne çevirmesinden sonra, belli ki, ne Suudi Arabistan Yemen’de, ne de Türkiye Musul başta o coğrafyada hareketsiz kalma şansını geride bırakmış durumda...

Artık generaller konuşacak...

Ortadoğu, diplomatların sustuğu, generallerin konuşacağı korkunç bir sona doğru ilerliyor... Bu işin sonunda, Türkiye dahil, bölgedeki tüm iddialı devletlerin bir Kasım Süleymani’sinin kendini göstereceğinden emin olabilirsiniz...

Bölgenin iki devleti bu gelişmeyi zorladı... Netanyahu’nun “Ben iktidar olduğumda bağımsız Filistin Devleti bir hayaldir” sözü, açık meydan okumadır. Her sözün bir bedeli vardır ve bu bedel, yakında Batı Şeria ve Gazze’de İsrail’e iletilecektir...

Netanyahu’nun Amerikan Kongresi’ndeki konuşmasında söylediği “İran 4 Arap devletini (Irak, Suriye, Lübnan, Yemen) yuttu” sözlerini yanıtlayan İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi’nin “Bağdat büyüyen imparatorluğumuzun başkentidir, İran, bir kez daha nüfusu Irak ve ötesine ulaşan bir imparatorluktur” sözleri bir başka meydan okumadır, bedeli vardır.

Bedel, kuşkusuz, Yunusi’nin açıklamalarında satır arasına sızdırdığı, “Ortadoğu’yu yeni Osmanlılar’dan koruyacağız” sözünde saklıdır.

Yeni Osmanlı değiliz ama...

“Yeni Osmanlıcı” değiliz ama, Ortadoğu’nun İran ve İsrail’in şiddet politikalarına terk edilecek bir coğrafya olmadığını da bilmek zorundayız... Bölgeye dönük yakın ilgiyi, “Yeni Osmanlıcık” ve“Sünnici dış politika” olarak değerlendirenlerin, İran’ın Ortadoğu’nun bütün cephelerinde general ve Devrim Muhafızları/Şii milisleriyle yer almasını -nedense- görmezlikten gelmesi dikkat çekici...

Evet, bir seçim dönemindeyiz ve demokrasimizi sakin sulara, emin limanlara rotalandırmaya çalışıyoruz ama, içinde yaşadığımız bölgede -ne yazık ki- demokrasi dışı güçler sürekli savaş arayışında... Alarmda olmak durumundayız...

Günlük siyasetin sıcak tartışmaları hepimize cazip gelebilir... Bu durum, siyasal/sosyal körleşme yaratmamalı...
http://haber.star.com.tr/yazar/buyuk-savas-ufukta-belirdi/haber-1013946

25 Mart 2015 Çarşamba

Yerli jet motorunda ilk adım atıldı

25.3.2015 İBRAHİM ACAR

SOM füzelerinin motorunu üreten Kale Grubu, menzili bin kilometreye çıkaracak. Kale Grubu Teknik Bölüm Başkanı Osman Okyay, "Bunlar yerli uçak için atılan ilk adımlar" dedi

Savaş uçağı F-35'lerden Boeing'e kadar birçok şirkete parça üreten Kale Grubu, Türkiye'nin havadaki babayiğidi olmak için vites yükseltti. Geçen yıl Pratt&Whitney ortaklığıyla 75 milyon dolarlık tesis açan şirket, ilk yerli uçak motoru ailesinin en küçük ferdini üretti. Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın başlattığı proje ile turbo jet seyir füzesi SOM'un motoru için uzun süredir çalışan Kale Ar-Ge, kritik tasarım fazını başarıyla geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MÜSİAD'ın geçen yılki fuarında Kale Grubu'nun üzerinde çalıştığı 180-200 kilometrelik SOM füzelerinin menzilinin uzatılması talimatı verdi. Bunun üzerine çalışmalarını hızlandıran şirket, yeni motorda önemli bir aşamayı geçerek, tasarımı tamamladı. İlk motor Nisan 2016'da teslim edilecek. Uçak motorlarını geniş bir aileye benzeten ve bunların en küçük ferdini geliştirdiklerini söyleyen Kale Grubu Teknik Bölüm Başkanı Osman Okyay, "SOM füzelerinin ilk yerli motoru üretildi" dedi.

200 BİN DOLAR ÖDÜYORUZ

Türkiye, SOM füzelerinin motorlarının tanesini 150-200 bin dolar ödeyerek ithal ediyor. Kale'nin teslim edeceği 180-200 kilometre menzilli motorlarla, hem ithalat duracak hem de ihracat yolu açılacak. Ancak asıl önemli gelişme menzilin artırılması olacak. Osman Okyay, "Cumhurbaşkanımız, çalışmaya başladığımız füze motorlarını inceledi ve 'Bunların menzilinin artırılması gerekiyor' dedi. Ben de, 'Biz zaten uzun süredir çalışıyoruz, görev verirseniz yeni motorla ilgili de çalışırız dedim' dedi. Bundan bir sonraki motor projesinde menzilin 600-1000 km olması hedefleniyor" diye konuştu.

ÜÇ ŞİRKETTEN BİRİYİZ

Kale Ar-Ge, SOM füzelerinin motorunu geliştirirken, üç ayrı işe de aynı anda başladı. Okyay, şöyle konuştu: "Biri motorun kendisi, diğeri yakıt pompası, alternatör, elektrik kontrol ünitesi gibi alt sistemleri, sonuncusu da test sistemlerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi." Motorun test işlemlerini dünyada yapabilen 2-3 şirket olduğunu, belirten Okyay, "5 bin metredeki hava şartlarını laboratuvarda sağlıyorsunuz. Bu, motoru yapmak kadar zor bir iş" dedi. Kale Grubu, aynı zamanda seri üretimin altyapısını da devam ettiriyor. Nisan 2016'da motor teslim edilirken, ardından seri üretime geçilecek. Okyay, üretimin Kale Kalıp ve Kale Havacılık'ta yapılacağını vurguladı.

UÇAĞIN MOTORU 3 YILA BİTER

Osman Okyay, asıl hedeflerinin yerli uçak motoru olduğunu belirterek, bunun için de çalışmaların başladığını vurguladı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın liderliğini çok önemsediğini belirten Okyay, "Yerli uçak motoruna kilitlendik. Bunun için TEİ, TÜBİTAK, Kale Ar-Ge ve iki dökümcü şirketle, 'Tek (single) kristal nikel alaşımı' denilen motorun sıcak kısımlarında kullanılan zor bir döküm malzemesini geliştireceğiz. En kritik malzeme bu. 3-4 sene sürer. Ama başarırsak önemli bir aşamayı atlatmış olacağız. İnsanlı sistemlerin kullanılacağı motor için hedefimiz 2023" dedi.
http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2015/03/25/yerli-jet-motorunda-ilk-adim-atildi

ÇÇ: KALE-3500
"Kale-3500 Turbojet Motoru, 3.2kN sürekli ve 3.5kN [787lbf/357kgf] ‘over thrust’ itki kuvveti üretme kapasitesine ve SOM üzerinde ihtiyaç duyulacak elektrik enerjisinin üretimi için 6kVA kapasiteli bir alternatöre sahip."
Savunma ve Havacılık Sayı 165 sayfa 84

TSK YOUTUBE KANALI YAYINDA




Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı
https://www.youtube.com/channel/UCCj4TmBjCZBziZm3ymaG3RQ

24 Mart 2015 Salı

"Türkiye füze teknolojisini geliştirmeli"

24 Mart 2015 AA

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Konya'da Atış Test Değerlendirme Merkezi'nin açılışında konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ''Çevremizdeki istikrarsızlıklar bize açık bir şekilde gösterdi ki Türkiye füze teknolojisi geliştirmek durumundadır, uzay teknolojisini geliştirmek durumundadır. Eğer önümüzdeki yüzyılda da bekamızı teminat altına alacaksak mutlaka füze, uzay teknolojisinde dünyanın en önemli altyapılarından birine sahip olmak durumundayız'' dedi.

Davutoğlu, Milli Savunma Bakanlığı Atış Test ve Değerlendirme Merkezi'nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, son 15 gün içinde iki tarihi olayın yıl dönümünün kutlandığını belirterek, ''Bu tarihi olaylar üzerinden aslında bekamızın sembolü olacak iki önemli merkezimizin, savunma sanayi açısından önem taşıyan merkezin açılışını gerçekleştirdik'' dedi

İki önemli tarihi olaydan birisinin 12 Mart 1921 tarihinde TBMM'de kabul edilen İstiklal Marşı olduğunu anımsatan Davutoğlu, ''O öyle bir marş ki bir milletin istiklal aşkını ifade etmenin yanında, büyük çileler çekmiş bir neslin bütün haletiruhiyesini gelecek nesillere aktaran ve milli birlik ve beraberliğimizi, devletimizin bekasını, ülkemizin selametini en iyi şekilde ifade eden duygu yoğunluklu bir edebiyat abidesi'' diye konuştu.

Diğer önemli tarihi olayın ise 18 Mart 1915 Çanakkale Savaşı, büyük deniz zaferi olduğunu belirten Davutoğlu, ''Bu vesileyle geçtiğimiz hafta Çanakkale'deydik. Hep beraber Genelkurmay Başkanımızla, kuvvet komutanlarımızla, silahlı kuvvetimizin değerli temsilcileriyle, yiğit asker Mehmetçiğimizle Çanakkale'de 100. yılda güçlü bir iradeyi bir kez daha dünyaya haykırdık. Nasıl Çanakkale geçilemez ise Türk milletinin istiklal iradesi de geçilemez, ezilemez, Türk milleti boyun eğdirilemez'' ifadelerini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, Çanakkale Savaşı'nın 100. yılının bu sene çok daha derin anlamlar içeren bir şekilde kutlandığını, şehitlerin rahmetle anıldığını belirterek, ''Şehitliği o gün gezerken, Türkiye'nin her bir yanından gelen şehitlerimiz yanında Türkiye'nin sınırları dışında kalmış olan Kerkük'ten, Bağdat'tan, Basra'dan, Kudüs'ten, Halep'ten, Şam'dan, Üsküp'ten, Saraybosna'dan ve Kafkaslar'dan akın akın gelip Çanakkale Boğazı'nı değil sadece İstanbul'u, sadece İstanbul'u değil bir milletin geleceğini, sadece bir milletin geleceğini değil kadim kültürlerin ve mazlum milletlerin geleceğini de tayin etmek üzere toprağa düşen bu aziz şehitlerimizi bir kez daha andık'' diye konuştu.

-''Anmalar milli bilinci harekete geçirir''

Anmaların önemli olduğunu, milli bilinci, milli şuuru harekete geçirdiğini vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

''Ama sadece anmalarla yetindiğinizde bir müddet sonra bu anmalar bir hamasete dönüşebilir, içi boşaltılabilir ve sadece hissi bir ortamın yaşanması üzerinden bir şekilde formel törenler haline dönüşebilir. Biz İstiklal Marşı'mızdan, Çanakkale Destanı'mızdan aldığımız o büyük ilhamı bugüne ve geleceğe taşıyoruz. Bunun iki çarpıcı örneği de, birisi yine geçen hafta 16 Mart Pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımlarıyla hep birlikte ASELSAN Radar ve Elektronik Harp Teknolojileri Merkezi'ni açmamızdır. İkincisi de bugün burada Atış, Test ve Değerlendirme Merkezi'nin açılışı. Şimdi bunları bir araya getirdiğimizde aslında sahip olduğumuz savunma perspektifini ve siyasi iradeyi de ortaya koymuş oluyoruz.''

Hem Çanakkale Savaşı'nın ve İstiklal Marşı'nın ruhunu bugüne taşıyacaklarını hem de bu ruhun bugün, bu topraklarda ebedi istiklalin sağlanmasını teminen, savunma sanayini güçlendireceklerinin altını çizen Davutoğlu, ''ASELSAN'daki tören vesilesiyle zikretmiştim, milletlerin kahramanlıkları onların tarih üzerinde, tarih içinde büyük bir hürmetle anılmasını sağlar ama bekalarını sağlayamayabilir. Nitekim Çanakkale Savaşı'nı kazandık ama maalesef Birinci Dünya Savaşı'nı kaybettik. Topraklarımız büyük bir işgal tehdidi altında kaldı'' dedi.

Milletlerin kaderini tayin edecek kahramanlıkların yanında o kahramanlığı taçlandıracak olanın teknolojik alt yapıya sahip olmaları olduğunu belirten Davutoğlu, ''Bu bizim için akıl ile hissin, tarih ile bugünün ve geleceğin irtibatını kuran temel öğedir. Nitekim Kıbrıs Barış Harekatı'nda karşı karşıya kaldığımız zorlukları, büyük bir kahramanlıkla kazandığımız Cumhuriyetimizin en büyük askeri başarısını aynı zamanda büyük bir ders olarak gördük ve o savaş esnasında yaşadığımız tecrübelerle savunma sanayisini geliştirme kararı aldık'' diye konuştu.

-''Bunun en çarpıcı örneği ASELSAN''

Davutoğlu, o zamandan bugüne Türkiye'nin savunma sanayi alt yapısını geliştirme konusunda önemli mesafeler katettiğini ifade ederek, bunun da en çarpıcı örneğinin ASELSAN olduğunu söyledi.

''2002 yılında, hükümetlerimiz kurulana kadar Türkiye savunma sanayi ihtiyacının yüzde 80'nini ithalatla karşılıyordu'' diyen Davutoğlu, en temel alanlarda, en stratejik alanlarda parçaları yurt dışından gelen ve montaja dayalı savunma sanayi unsurlarını geliştirdiğini belirtti.

Davutoğlu, son 12 yıl içinde gerek ekonominin sağladığı geniş imkanlar, gerek siyasi irade ve stratejik vizyon ile Türkiye'nin sadece kahraman bir milletin güçlü silahlı kuvvetlerini barındıran bir ülke değil, aynı zamanda dünyada önemli bir savunma sanayi ülkesi olduğunu ifade ederek, "5 milyar dolarlık üretim, 1.6 milyar dolarlık ihracat, 1 milyar dolarlık ki en önemlisi bu alandır, Ar-Ge yatırımlarıyla savunma sanayimiz artık hem birçok sanayi sektörümüzün sürükleyici unsurudur hem de istikbalimizin teminatı mahiyetindedir. Özellikle vurguladım Ar-Ge çalışmalarını çünkü dünyadaki bütün büyük buluşlar önce savunma sanayinde uygulandı daha sonra diğer sektörlere, alanlara kaydırıldı. Bunda bilgisayar teknolojisi dahil olmak üzere. Dolayısıyla savunma sanayisinin gelişmesi ve bununla bağlantılı olarak altyapının güçlendirilmesi, sadece savunma sanayisi açısından değil, sanayinin genel yapısı ve ekonomimiz açısından da hayati önem taşımaktadır.''

-''Bir Konyalı olarak beni özellikle gururlandırıyor''

ASELSAN Radar ve Harp Teknolojileri Merkezi'nin açılışının bu anlamda önemli olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

''Ama savunma sanayimizde üretilen yeni silah kapasitemizin, mühümmatımızın, füze, roketlerimizin denenmesi uygulamayla Ar-Ge arasındaki irtibatı sağlayan bir unsurdur. Savunma sanayi altyapınızı destekleyecek entegre bir sistem mutlaka bunun uygulama alanlarını da gerekli kılar. Elhamdülillah belki Çanakkale Savaşı'nda sahip olduğumuz vatan topraklarının bir kısmını terk etmek zorunda kaldık ama bugün coğrafi derinliği bağlamında, bu tür uygulamaları yapabilecek büyüklükte bir toprağa, bir ülkeye sahibiz. Bazı ülkeler, bu tür atışlar, uygulamalar yapamadıkları için, coğrafi derinliği olmadığından başka ülkelere ihtiyaç hissederler. Bu anlamda Türkiye, her türlü uygulamayı kendi içinde gerçekleştirebilecek NATO'nun en önemli atış, test ve değerlendirme merkezlerini kurabilecek coğrafi bütünlüğe de sahip, bir genişliğe, bunu yapabilecek teknolojik kapasiteye de sahip."

"Bu anlamda tesislerimizin Konya'da kuruluyor olması da bir Konyalı olarak beni özellikle gururlandırıyor" ifadesini kullanan Davutoğlu, "Dolayısıyla Ar-Ge alanında yaptığımız yeniliklerin, uygulamada sonuçlarının gözlenmesi bağlamında da bugün açtığımız tesis özel bir önem taşıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, "Her vesileyle gerek Milli Güvenlik Kurulu'nda, gerek Yüksek Askeri Şura'da, gerek Savunma Sanayii İcra Komitesi'nde yaptığımız istişarelerde bir hususa sürekli vurguda bulunuyoruz. Konvansiyonel harp teknolojisi bağlamında Türkiye, dünyanın önemli güçlerinden biridir. Bu anlamda da konvansiyonel tehdide karşı en caydırıcı kapasiteye sahiptir" diye konuştu.

-"Milli kapasitemizin de bu anlamda geliştirilmesi lazım"

Ancak füze ve roket alanında bütün bu konvansiyonel tabloyu tamamlayacak yeni bir teknolojik altyapıya ihtiyaç olduğunu belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"NATO bünyesinde sahip olduğumuz kapasitenin ötesinde milli kapasitemizin de bu anlamda geliştirilmesi lazım. Çevremizdeki istikrarsızlıklar bize açık bir şekilde gösterdi ki Türkiye, füze teknolojisini geliştirmek durumundadır, uzay teknolojisini geliştirmek durumundadır. Eğer önümüzdeki yüz yılda da bekamızı teminat altına alacaksak mutlaka füze teknolojisinde, uzay teknolojisinde dünyanın en önemli altyapılarından birine sahip olmak durumundayız. Onun için biraz önce de yolda arkadaşlarımla konuşurken hazırlıklarını tamamlamakta olduğumuz Uzay Ajansı'yla ilgili yasayı da en kısa zamanda Meclis'imize sevk etme konusunda kararlıyız."

Artık teknolojik kapasitenin, orduların sayısal büyüklüğü kadar önemli olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Geçen hafta Radar ve Harp Teknolojileri Merkezi'nin açılışında da vurguladığımız gibi bu teknolojiye sahip olmak aslında savaşmadan savaşı kazanmak anlamına gelir. Çünkü caydırıcılık karşı tarafa gerekli mesajı verir" ifadesini kullandı.

Davutoğlu, "Bugün burada bu caydırıcılığın biraz önce izlediğimiz örnekleri bağlamında Uygulama Merkezi'nde gözlenecek önemli altyapılarına şahit oluyoruz. Uygulama Merkezi, eminim ziyaret edenleri Uygulama Merkezi'ndeki tatbikatlara, çalışmalara katılacak olan yabancı, dost, asker unsurları ve silahlı kuvvetleri unsurlarını da hayranlıkla izleyecekleri bir altyapı niteliği taşıyacaktır" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"5 kilometre genişliğinde, 40 kilometre uzunluğunda ve bu anlamda karadan karaya atılacak bütün roketleri ve füzeleri de test edebilecek geniş kapsamlı bir çalışmadan bahsediyoruz. Bu vesileyle 3 hususu da vurgulamak istiyorum. Birincisi stratejik vizyonumuz. Coğrafyalar, ülkelerin kaderidir. Coğrafyanızı taşıyamazsınız, tarihinizi değiştiremezsiniz. Çanakkale Savaşı nasıl değiştirilemeyecek tarihi bir vaka ise bu topraklar üzerinde bağımsız olabilmek için kudretli olmak da tarihi bir derstir."
http://www.trthaber.com/haber/gundem/turkiye-fuze-teknolojisini-gelistirmeli-174868.html

ASELSAN Özel Durum Açıklaması

24.03.2015 KAP

Şirketimiz ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı arasında, Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyacı Muhabere/Muhabere Dışı Elektronik Harp Sistemleri Tedarik Projeleri kapsamında toplam bedeli 194.903.597,- TL ve 135.740.318,- ABD Doları olan 5 sözleşme imzalanmıştır. Söz konusu sözleşmeler kapsamında ASELSAN tarafından geliştirilip üretilecek olan Elektronik Harp Sistemlerinin teslimatı 2016-2021 yıllarında yapılacaktır.

Bu açıklama müşterimizin 23.03.2015 tarihinde Şirketimize ulaşan iznine istinaden yapılmıştır.
https://www.kap.gov.tr/bildirim-sorgulari/bildirim-detayi.aspx?id=425010

Kara Kuvvetleri Komutanı Bayraktar’ı inceledi!

23/03/15 www.kokpit.aero

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) tarafından kabul testleri yapılan Bayraktar TB2 İnsansız Hava Araçları’nı görmek üzere İpsala’ya gitti.

Helikopterle İpsala’da bulunan askeri birliğe inen Orgeneral Hulusi Akar’ı karşılayanlar arasında Baykar Makine yetkilileri de vardı. 20 Mart’ta gerçekleştirilen brifingin ardından önce yer kontrol ünitesini gezen Orgeneral Akar, burada menzil ve sistemler hakkında bilgi aldı. Daha sonra TB2 adı verilen hava araçlarını inceleyen Orgeneral Akar’a, 1. Ordu Komutanı eşlik etti.

BİRİNCİ KABUL TAMAM!

Yerli tasarım ve sistemlere sahip olan hava aracı Bayraktar, test uçuşları sırasında havada kalma rekoru kırmıştı. İlk 6 uçağın teslimatının ardından SSM ikinci paket konusunda çalışmalar yapıyor.
http://kokpit.aero/bayraktar-ziyareti

23 Mart 2015 Pazartesi

Brazil and Azerbaijan to co-produce anti-tank weapons

23 March 2015 armyrecognition.com

At the end of February 2015, the Azerbaijani Minister of Defence Industry Yaver Jamalov said in an interview with the Baku TV channel ANS, that Azerbaijan is in talks with Brazilian firm GESPI for the co-production of anti-tank weapons. Those weapons could be the ALAC (Light Anti-Armour Weapon, Arma Leve Anticarro in Portuguese) rocket launcher, a licensed version of the Saab AT-4 single-shot rocket launcher.

"In the near future the representatives of this company will come to the next stage of the negotiations in Azerbaijan, but the results will be known in April, this year. Brazil's Defence Minister invited Azerbaijani side to participate in an international arms exhibition to be held in April, LAAD 2015 Defence & Security exhibition. There should be signed the relevant documents", - said J. Jamalov.

Private Brazilian company GESPI (headquartered in San Jose dos Campos) was established in 1974 and is specialized mainly in the production of aircraft components and parts, as well as repair and maintenance of aircraft engines, but in recent years has been actively expanding its activities in the field military production. In particular, GESPI engaged in the production of ammunition, rockets target, electronic systems, security systems, repair of boats.

http://www.armyrecognition.com/march_2015_global_defense_security_news_uk/brazil_and_azerbaijan_to_co-produce_anti-tank_weapons.html

Ukrayna ve Türkiye ortak uçak üretecek

20 Mart 2015 QHA-Kırım Haber Ajansı

Türkiye-Ukrayna Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin (YDSK) dördüncü toplantısı vesilesiyle Ukrayna’ya ziyaret gerçekleştiren Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, toplantı ve 3 saati aşan baş başa görüşme sonrasında ortak basın toplantısında konuştu.

Türkiye’nin Ukrayna için ana stratejik partnerlerinden biri olduğunu vurgulayan Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, toplantı katılımcılarının, Rusya’nın Ukrayna’ya gerçekleştirdiği saldırı nedeniyle bölgedeki istikrarsızlık şartlarında Ukrayna ile Türkiye arasındaki işbirliğini ele aldığını ve iki ülke arasında stratejik ilişkileri geliştirmeye yönelik yol haritası çizdiğini belirtti.

ANTONOV İLE ORTAK UÇAK ÜRETİMİ…

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yüksek teknolojilere dayanan büyük ölçekli projelerin hayata geçirilmesi yoluyla Ukrayna – Türkiye ilişkilerinin pratik tarafının güçlendirilmesi üzerine odaklandıklarını kaydeden Poroşenko, “Bu bağlamda Antonov devlet şirketinin yeni teknolojileri esasında Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacak bölgesel yolcu uçaklarının tasarımı ve üretimi, uzay ile havacılık projeleri söz konusudur. Aynı zamanda her iki tarafı ilgilendiren hava araçları motorlarının ortak üretimi, askeri-teknik alanda işbirliği çerçevesinde hayata geçirilecek ortak projeler ele alındı” şeklinde konuştu.
http://bagimsizhavacilar.com/ukrayna-ve-turkiye-ortak-ucak-uretecek/

Sedef Tersanesi, Havuzlu Çıkarma Gemisi inşa sözleşmesini bu ay imzalayacak

23.03.2015 Deniz Haber Ajansı

İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan’ın sahip olduğu Türkiye'nin en büyük tersanesi Sedef, enerji ve askeri gemi projelerinde hızla büyüyor.

İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Başkanı Metin Kalkavan’ın sahip olduğu Türkiye'nin en büyük tersanelerinden Sedef, enerji ve askeri gemi projelerinde hızla büyüyor. Enerji gemisi inşasında 900 MW’a ulaşan Sedef Tersanesi, Karadeniz Holding’e 11'inci projeyi teslim etmek için gün sayıyor. Tersane, Savunma Sanayi için inşa edeceği 700 milyon euroluk ‘Havuzlu Çıkarma Gemisi’ projesi için ilk adımı atmaya hazırlanıyor.
...
'LPD' için imzalar bu ay atılıyor

Şu anda sipariş defterinde kesinleşmiş 6 projeleri olduğuna dikkat çeken Karasu, en önem verdikleri projenin ise Savunma Sanayii Müsteşarlığı için inşa edecekleri Havuzlu Çıkarma Gemisi (LPD) olduğunu söyledi. Bora Karasu, “Yaklaşık 700 milyon euro değerindeki ihaleyi aldık. İmza aşamasındayız. Ciromuzu önemli oranda artıracak bu proje için 1 yıldır görüşmelerimiz sürüyor. Bu ay için neticelendirmiş olacağız.İmza attıktan sonra 4 ay da o imzanın yürürlüğe girme süreci var. Sonra da 1 yıl dizayn sürer. 2016-2017'de başlamış oluruz. Bu projenin 2020 yılında tamamlanması planlanıyor” şeklinde konuştu.

Havuzlu Çıkarma Gemisi, Ege, Karadeniz ve Akdeniz harekat alanlarında ve gerektiğinde Hint Okyanusu ile Atlantik Okyanusu'nda kullanılabilecek. Gemi, idari ve lojistik görev fonksiyonlarına katkı sağlayacak. Havuzlu Çıkarma Gemisi, gerektiğinde Doğal Afet Yardım (DAFYAR) görevleri çerçevesinde de kullanılabilecek. Bünyesindeki tam teşekküllü hastane ve ameliyathane imkanı sayesinde doğal afet yardımı, insani yardım ve mülteci tahliye harekatları kapsamında tıbbi destek için kullanılabilecek. Geminin uzunluğu 230 metre, genişliği 30 metmaksimum hızı 21 knot olacak.
http://www.denizhaber.com.tr/sedef-tersanesi-havuzlu-cikarma-gemisi-insa-sozlesmesini-bu-ay-imzalayacak-haber-60976.htm

22 Mart 2015 Pazar

Savunma sanayi 59 milyar liraya yön veriyor

22 Mart 2015 AA

Savunma ve güvenlik teşkilatlarının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyette bulunan Savunma Sanayii Müsteşarlığının yönettiği bütçe 59 milyar liraya ulaştı.

Türkiye, Savunma Sanayii Müsteşarlığı aracılığıyla, savunma sanayini değişen ve gelişen dünya şartlarına göre yenilemeye yönelik çabalarını sürdürüyor.

Müsteşarlığın verilerine göre, sektörün sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyan savunma ve havacılık ürünleri ihracatı 2013'e oranla yüzde 20 artış göstererek 1,65 milyar dolara ulaştı.

Özellikle 2004 yılından itibaren müsteşarlığın iş yükü sürekli artış gösterdi. 2014'e gelindiğinde yürürlükteki proje sayısı 356'yı buldu, bu projelerin 225'i sözleşmeye bağlandı. Ayrıca geçen yıl 16 projeye ilişkin teklife çağrı dosyası yayımlandı.

Yürütülen proje sayısındaki artışa paralel olarak bu alanda yönetilen bütçe de ciddi miktarda arttı. Savunma Sanayii Müsteşarlığının yönettiği bütçe, sözleşmeye bağlanmış proje bedellerinin toplamı dikkate alındığında 59 milyar liraya ulaştı.

Ar-Ge çalışmaları da savunma sanayini geliştirme çabalarında önemli yer tuttu. Geçen yıl müsteşarlık tarafından 3 adet ve yaklaşık 34 milyon lira bedelli Ar-Ge projesi imzalandı.

Personel ihtiyacı artıyor

Öte yandan, proje sayısındaki artışa karşın personel sayısının sınırlı kalması müsteşarlığı yeni arayışlara yöneltiyor. Bu amaçla geçen yıl 14 uzman yardımcılığı kadrosunda ve 83 sözleşmeli statüde (proje mühendisi, proje asistanı ve yönetici asistanı) personel istihdam edilmek üzere toplam 3 sınav ilanına çıkıldı.

Değişen savunma ve güvenlik konseptine göre personel niteliğindeki çeşitliliğin sağlanması müsteşarlığın geliştirilmesi gereken özellikleri arasında gösteriliyor.

Müsteşarlıkta yürütülen tüm faaliyetlerin sistematiğinin oluşturulması ve proje yönetim süreçlerinin daha etkin yürütülmesine olanak sağlayacak Proje Yönetim Bilgi Sistemi Projesinin hayata geçirilmesinin büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.

Yürütülen proje sayısının 356'ya ulaştığı kurumda, yeterli sayıya ve donanıma haiz personel yapısına sahip olmak ve yetenekli iş gücünü elde tutabilmek üzere tedbirler geliştirilmesine ihtiyaç olduğu belirtiliyor.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/28514471.asp

20 Mart 2015 Cuma

Pakistan will produce Turkish vehicle Nurol

Mar 20, 2015 http://defence-blog.com/

Pakistan will produce Turkey’s ‘Nurol’ infantry fighting vehicles in Pakistan.

Turkey gives ToT (Transfer of Technology) of Nurol vehicles to Pakistan. A HIT (Heavy Industries Taxila) spokesman confirmed Nurol will transfer technology to help HIT manufacture armored vehicles to B7-plus protection levels.

Nurol 4×4 this is maybe EJDER 4X4 Armoured Combat Vehicle. Ejder Yalçın 4X4, satisfies the operational requirements of military units and security forces in rural and urban areas. Ejder Yalçın 4X4 is a dynamic, agile, modular, versatile, easy care and low maintenance combat vehicle having high ballistic protection including mine blast under all environmental conditions and off-road
...
http://defence-blog.com/?p=4283

ASELSAN Genel Müdürünün Açıklamaları

19.03.2015 http://www.dunya.com/
...
Bilgi casusluğu girişimleri

"Bilgi casusluğu yönünde saldırıya maruz kalıyor musunuz" sorusuna Eken, "Oluyor tabii ki ama bunlarla ilgili önlemlerimiz var. Şunu da söyleyeyim, esas bilgilerimizi tuttuğumuz networkümüz tamamen dışarıya kapalı" yanıtını verdi.

Eken, "Bazı milli projeleri NATO ile paylaşıyor musunuz?" sorusuna karşılık, milli olarak üretilen projelerin aynısının dışarıya verilmesinin mümkün olmadığını söyledi.

F-16 uçaklarına entegre edilecek dost-düşman tanıma sistemleri ile ilgili açıklamalarda bulunan Eken, şunları kaydetti:

"Yapılacak çalışmaların boyutlandırılması, ölçeklendirilmesi lazım. Bu çalışmalar yapıldı. Şu anda bunlarla ilgili teklifler hazırlanıyor. Kullanıcı makamların bir takım ilave istekleri de var, o isteklere yönelik yeni Ar-Ge de söz konusu. Daha uzun menzilli füzeler, daha uzun menzil sistemi... Çünkü bazı radarların son kullanılan menzilleri daha uzun. Uzun menzilli IFF konusunda da bir çalışma yapmamız lazım."

Eken, Milli Savunma Bakanlığı ile alım süreci devam eden projenin toplam büyüklüğünün 100 milyon doların üzerinde olduğunu ifade etti. Söz konusu projenin bu yıl bitmesini ümit ettiklerini dile getiren Eken, kesin bir şey söylemenin zor olduğunu belirtti.

4G baz istasyonu ile ilgili Savunma Sanayii Müsteşarlığının desteği ile devam eden projelerinin olduğuna dikkati çeken Eken, bu konuda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının da kendilerine çok destek verdiğini belirtti.

Eken, 4G baz istasyonu geliştirmekle alakalı belli bir noktaya geldiklerini dile getirerek, "Cihazın donanımını bu sene ortası itibariyle tamamlıyoruz. Son haline getiriyoruz. Dolayısıyla bu sene sonu itibariyle bu cihaz satılabilir durumda olacak" diye konuştu.

Uzun menzilli hava savunma sistemleriyle ilgili projenin değişik boyutlarının değerlendirdiğini bildiren Eken, aday firmalarla görüşüldüğünü, kendilerinin de ekibin parçası olarak yerli teknolojik alt yapıyı en yükseğe çıkaracak uygulamalar üzerinde çalıştıklarını belirtti.

Şirketin ikincil halka arz planlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eken, "İkincil halka arzdan vazgeçtik diyemeyiz. Bunun için şu anda uygun zaman ve şartlar bekleniyor. 'Vazgeçtik' diye bir şey kesinlikle söz konusu değil. Biz bu aşamada yapılabilecek hazırlıkları yapıyoruz. Bununla ilgili birtakım düzenlemelere ihtiyacımız olabilir. Hazırlıklarımızı tamamlayıp uygun şartlar oluştuğunda bunu yapabilecek bir durumda olacağız" diye konuştu.
http://www.dunya.com/toplum/toplumsal-olaylar/aselsan-genel-muduru-intiharlarla-ilgili-konustu-256310h.htm

19 Mart 2015 Perşembe

Chinese FD-2000 Missile sale to Turkey confirmed

2015-03-19 By PENG YINING (China Daily)

System has been chosen for its cost-effectiveness and for technological reasons, say analysts

China confirmed an agreement to sell the HQ-9 air defense missile system to Turkey on Tuesday, during the Langkawi International Maritime and Aerospace exhibition in Malaysia.

A representative of China National Precision Machinery Import & Export Corporation said it was well-known that the Chinese FD-2000 system, a HQ-9 model for export, was chosen for the contract with Turkey in 2013.

The representative said in an interview with China Central Television that the FD-2000 is one of the most important products the corporation brought to the LIMA, Asia's largest defense and security exhibition.

Besides the FD-2000, Chinese military industry businesses also brought the F-22P frigate and LPD dock landing ship to the exhibition.

When Turkey chose the China National Precision Machinery Import & Export Corporation to co-produce a $4 billion long-range air and missile defense system in September 2013, China sold air defense weapons to a NATO member for the first time.

According to a report from CCTV's website, the winning Chinese FD-2000 system beat the US Patriot, the Russian S-400 and the French-Italian Eurosam Samp-T.

Turkish analysts said their choice of a Chinese firm was for technological reasons as well as cost effectiveness. The contract enables Turkey to have its own long-range missile defense system for the first time, according to CCTV.

After Turkey announced the decision to award the contract to China on Sept 26, NATO Secretary-General Anders Fogh Rasmussen said a few days later that he expected Turkey to choose a system that was compatible with those of other allies, according to the Xinhua News Agency.

The United States expressed serious concerns to Turkey, saying the Chinese missile defense system would not work with NATO systems, Xinhua reported.

Foreign Ministry spokeswoman Hua Chunying expressed hope that the parties involved will view the normal military trade between China and Turkey in an objective light and not politicize standard commercial competition.

The Chinese government has all along adopted a prudent and responsible attitude toward military trade cooperation with foreign countries, she said.
http://www.chinadaily.com.cn/china/2015-03/19/content_19850713.htm

17 Mart 2015 Salı

TÜMOSAN'dan 190 milyon euroluk imza

17.03.2015 http://www.dunya.com/

Traktör üreticisi TÜMOSAN, Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) ile Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi kapsamında sözleşme imzaladı.

TÜMOSAN ile T.C. Milli Savunma Bakanlığı arasında imzalanan projenin büyüklüğü 190 milyon euro olarak açıklandı. Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi'nin 54 ayda tamamlanması bekleniyor.

Konu ile ilgili olarak TÜMOSAN'ın KAP açıklaması şöyle:

''2012 yılından itibaren ihale çalışmalarını sürdürdüğümüz Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi ihalesinde, 6 Ağustos 2014 tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesinde alınan karar doğrultusunda Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile başlanan sözleşme görüşmeleri tamamlanmıştır. Güç Grubu Geliştirilmesi Projesi" için şirketimiz ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı arasında 17 Mart 2015 tarihinde sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmenin bedeli 190 Milyon avro'dur. Toplam 54 ay sürmesi planlanan proje kapsamında, ihtiyaç duyulması halinde yurt içi mevcut imkan ve kabiliyetlerden azami derecede faydalanılması ve gerekli alanlarda yurt dışından teknik destek alınması suretiyle, Güç grubunun öncelikli olarak ALTAY Tankında kullanılması planlanmaktadır. Güç Grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait olacak şekilde özgün olarak tasarlanması, geliştirilmesi, prototip üretimi, test ve kalifikasyonu hedeflenmektedir.

Bu proje kapsamında kazanılacak tecrübeler ışığında ileride diğer kara ve deniz platformları için ihtiyaç duyulan güç gruplarının da milli imkanlarla tasarım, geliştirme ve üretimi hedeflenmektedir.

Savunma Sanayi için, ilk yerli güç grubunu geliştirecek firma olarak anlaşmanın tüm yatırımcılarımız ve milletimize hayırlı olmasını diliyoruz. ''
http://www.dunya.com/sirketler/tumosandan-190-milyon-euroluk-imza-256067h.htm