Savunma ve Stratejik Analizler

12 Şubat 2016 Cuma

Baykar Makina MALE İHA ve MIUS Konsept Tasarımlarını Tanıttı

12.02.2016 Savunma Ve Havacılık Dergisi

24 Aralık 2o15 Perşembe günü SETA, SSM ve STM tarafından ortak düzenlenen ‘Gelişen Teknolojilerle Birlikte Türkiye’nin İHA Yol Haritası’ konulu Panelde, 17 Aralık 2o15’te KKK’na ait bir Bayraktar TB2 [Taktik İHA Blok 2] ile Türkiye’de ilk kez bir Taktik İHA’ndan mühimmat atışını hem de ilk seferde %1oo başarıyla gerçekleştirmiş olmanın verdiği gurur ve özgüven ile sunumunu yapan Baykar Makina Genel Müdürü Haluk BAYRAKTAR, büyük ilgiyle takip edilen sunumunda ilk olarak kısaca Şirketi tanıtmış ve bugüne kadar gerçekleştirilen Mini İHA, Döner Kanatlı Mini İHA ve Taktik İHA teslimatları hakkında bilgi vermiştir.

Müteakiben dinleyicilere Bayraktar TB2 Taktik İHA Sistemi’ni tanıtan ve KKK envanterindeki iki Sistem ile Eylül 2o15’ten bugüne Batman konuşlu olarak icra edilen taktik görevler, görev bölgesinde kurulumu yapılan İleri Üsler ve icra edilen sorti/uçuş saatleri hakkında bilgi veren BAYRAKTAR, konuşmasının son bölümünde ise Roketsan ile iş birliği içinde SSM’ndan herhangi bir maddi destek almadan tamamen kendi insiyatifleri ve imkanlarıyla [SSM ve TSK ile koordinasyon içinde, gerekli izinler alınıp bilgilendirme yapılarak] yürüttükleri Bayraktar TB2 Taktik İHA Silahlandırma Projesi’ni tanıttı. Silahlandırılmış Bayraktar TB2 İHA, TÇD hazırlık çalışmaları devam eden Taarruzi/Silahlı İHA Milli Geliştirme Projesi’nin potansiyel adaylarından biri konumundadır.

BAYRAKTAR’ın sunumunda yer alan ancak vakit darlığı nedeniyle kullanamadığı slaytlar arasında düşük radarda görünürlük [stealth] özellikli Muharip İnsansız Uçak Sistemi [MİUS, iki ayrı konsept tasarımı paylaşılmıştır] ve MALE Sınıfı Silahlı/Taarruzi İHA Sistemi çözümlerine ait konsept tasarımlar ile hava araçlarının sahip olacağı teknik özelliklere ilişkin bilgiler de yer almaktaydı.

40.oooft operasyonel irtifa, 1 ton mühimmat taşıma kapasitesi ve SatCom veri ağına sahip olması öngörülen turbofan motor [0.8 Mach sürat] tahrikli MİUS için 36 aylık bir takvim tanımlanmıştır. Görev Profili; EH, SAR Keşif, SIGINT, EO/IR Keşif, Mühimmat ve Geniş Alan Gözetleme Teknolojisi olarak tanımlanan Taarruzi İHA Sistemi’nin FLIR faydalı yükü ve dört MAM-L Mühimmatı veya FLIR + sekiz MAM-C Mühimmatı ile en az 3o saat uçuş süresi ve 40.ooo feet irtifa tavanına sahip olması planlanmıştır.

http://monch.com.tr/TR,817/baykar-makina-male-iha-ve-mius-konsept-tasarimlarini-ta-.html


Türk Hava Kuvvetleri ArchAngel BPA ile İlgileniyor!

12.02.2016 Savunma ve Havacılık Dergisi

PARİS Airshow 2o15 Fuarı sırasında basın mensuplarını yanıtlayan IOMAX Başkanı ve CEO’su Ron HOWARD uçak ile ilgilenen ülkeler arasında Türkiye’nin de adını zikretmişti.
Dubai Airshow 2o15 Fuarı sırasında ise Türk Hava Kuvvetlerinden bir ekip IOMAX Firması standını ziyaret ederek burada sergilenen Archangel BPA’nı yakından incelemiştir. Müteakiben Türk Hava Kuvvetlerinden bir heyet uçak hakkında daha detaylı bilgi almak üzere Kasım ayının 3’üncü haftasında IOMAX’ın ABD’ndeki [Mooresvile, North Carolina] tesislerine bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Şirket yetkililerinden edindiğimiz bilgiye göre ziyaret sırasında Archangel Uçağı Türk Hava Kuvvetleri heyetine ayrıntılı olarak tanıtılmış ayrıca bir uçuş testi gerçekleştirilmiştir. Bu arada Archangel BPA ile önümüzdeki günlerde Türkiye’de uçağın silah taşıma kabiliyetine yönelik bir demonun gerçekleştirilmesi de planlanmıştır. Halihazırda koordinasyon çalışmalarının devam ettiği söz konusu demo kapsamında Archangel Uçağı ile bir dizi hakiki mühimmat atışının da yapılması bekleniyor.

Diğer yandan edindiğimiz bilgiye göre Dubai Airshow 2o15 Fuarı sonrasında AT-6 Wolverine Hafif Taarruz ve Silahlı Keşif Uçağı da Türkiye’ye uğramış ve burada Türk Hava Kuvvetleri yetkililerine tanıtılmıştır. Türk Hava Kuvvetleri daha önce de Super Tucano [A-29] Uçağını incelemiş ancak edindiğimiz bilgiye göre yüksek tedarik ve işletim maliyeti nedeniyle bu çalışmada bir ilerleme kaydedilememiştir.

Nihai kararın verilmesi durumunda Archangel Uçaklarının doğrudan alım modeli altında ABD’nden tedarik edilmesi bekleniyor. Thrush Aircraft tarafından üretilen S2R-T660 [710P] Zirai İlaçlama Uçağı gövdesi üzerine şekillendirilen ve uçuş saati maliyeti ABD$8oo olarak verilen Archangel’in tedarik maliyeti, silah ve sensör konfigürasyonuna bağlı olarak, ABD$7.5 Milyon ile ABD$13 Milyon arasında değişmektedir. Halen BAE Hava Kuvvetleri hizmetinde görev yapan bir önceki sürüm olan ve Kasım 2o1o’da teslimatlarına başlanılan 24 AT-802i Blok 1 [1o adet - bunlardan altısı 2o13’te Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne hediye edilmiş olup, halen IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda kullanılmaktadır] ve Blok 2 [14 adet] Uçaklarında Roketsan ürünü Cirit Füzesi [dört hücreli akıllı pod içerisinde] de kullanılmakta olup, IOMAX Şirketi 2o16 içinde Archangel Uçağına 25olb ve 5oolb sınıfı lazer ve INS/GPS güdüm kabiliyetli Teber Güdümlü Mühimmatı ile UMTaS Füzesini de entegre edecektir.

BAE Hava Kuvvetleri envanterindeki AT-802i Blok 1 ve Blok 2 Uçaklarını Eylül 2o14’te sipariş ettiği AT-802i Blok 3 olarak da anılan 24 ArchAncel BPA ile değiştirmektedir. Archangel Uçaklarının teslimatına Haziran 2o15’te başlanılmıştır. Tandem tipi çift kişilik oturma düzenine sahip olan Archangel Uçağında CMS Electronics ürünü Cockpit 4000 Sayısal Kokpit Aviyonik Süiti [önde üç 5x7 inç ebadında Renkli MFD ve bir Kontrol Paneli (UFCP) arkada iki 5x7 inç ebadında Renkli MFD ve bir UFCP yer alıyor] kullanılmaktadır. Azami kalkış ağırlığı 67o galonluk dahili yakıt ile birlikte 14.8oolb, azami havada kalış süresi ise 1o.4 saat [harici yük olmadan] olarak verilen Archangel BPA, 25.oooft [MSL] irtifaya [kabin basınçlandırma ve uçak üzeri oksijen üretme sistemi olmadığı için oksijen tüpü desteğiyle] tırmanabilmektedir. Ürün broşüründe uçağın menzili 175kts sürat ile 1.35onm olarak verilmekte. P&W ürünü 1.6oobg kapasiteli PT6A-67F Turboprop Motoru ile güçlendirilen Uçağın seyir hızı 18okts, azami hızı ise 21okts’dir. Azami faydalı yük kapasitesi 2.177kg [4.8oolb] olarak verilen Archangel İGK/ISR ve COIN Uçağı her bir kanat altında üçer ve gövde altında bir olmak üzere toplamda yedi harici yük istasyonuna sahiptir. Bu istasyonlarda toplamda 12 AGM-114 HellFire, 12 25olb GBU-58 Mk81 [veya Teber 25olb] ve altı 5oolb GBU-12 Mk82 [veya Teber 5oolb] Güdümlü Mühimmatı ile 48 Cirit Füzesi veya 12 UMTaS-L Füzesi taşınabilmektedir.

Hafif Yakın Hava Desteği [CAS] ve COIN ihtiyacı kapsamında olası bir Archangel Uçağı alımının HürKuş-C geliştirme ve tedarik çalışmalarını da etkileyebileceği değerlendirilmektedir. Seri Üretim Sözleşmesi 26 Aralık 2o13’te imzalanan HürKuş-B Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı sözleşmesinde yer alan 4o uçaklık opsiyonun bir bölümünün HürKuş’un hafif silahlı keşif uçağı konfigürasyonu olan HürKuş-C üzerinden karşılanması bekleniyordu. Bildiğimiz kadarıyla TAI yaklaşık üç yıldır HvKK’nın CAS/COIN ihtiyacına yönelik harekat ihtiyacının tanımlanmasını bekliyordu. Hatta HürKuş-B sözleşmesine TAI’nin bu konuda çalışmalar yürütebilmesi için gerekli olan HürKuş-C harekat ihtiyacının tanımlanması şeklinde bir ister bile konulmuştu. Harekat İhtiyacı tanımlanmadığı için HürKuş-C’nin nihai konfigürasyonu ve taşıyacağı silah ve sensör donanımı şekillendirilememekteydi.
http://monch.com.tr/TR,818/turk-hava-kuvvetleri-archangel-bpa-ile-ilgileniyor.html

9 Şubat 2016 Salı

Ukrayna'dan Türkiye'ye nükleer teklif

09.02.2016 AA

Ukrayna, Rus MEPhI Üniversitesinin Akkuyu'da kurulacak nükleer santral için insan gücü yetiştirme anlaşmasını iptal etmesinin ardından, Türkiye'ye bu alandaki tecrübesini paylaşma teklifinde bulundu.

Rusya Ulusal Nükleer Araştırması Üniversitesinin (MEPhI) Mersin Akkuyu'da kurulacak nükleer santrale insan gücü yetiştirmeyi öngören anlaşmayı iptal etmesinin ardından yola bu alanda büyük tecrübeye sahip Ukrayna ile devam edilmesi gündemde.

Türkiye'ye, nükleer tecrübesini paylaşmayı teklif etti. Ukrayna'nın Ankara Büyükçeliği, ülkesinin nükleer deneyimini Ankara Üniversitesi ile paylaşmak için Ukrayna'daki üniversitelere yazı gönderdi.

Türkiye'nin angajman kuralları çerçevesinde geçen yıl kasım ayında Rus uçağını düşürmesinin ardından, MEPhI, Hacettepe, İstanbul Teknik ve Ankara üniversiteleriyle yürüttüğü eğitim işbirliği anlaşmalarını iptal ettiğini duyurmuştu. Hacettepe ve İTÜ'nün anlaşmaları bilim, eğitim ve sosyal alanlardaki işbirliğini kapsarken, Ankara Üniversitesi ile yapılan eğitim anlaşması Mersin Akkuyu'da kurulacak nükleer santrale yetişmiş insan gücü sağlamayı amaçlıyordu.

Ukrayna hükümetinin, Rus üniversitesinin anlaşmayı iptal etmesinin ardından Türkiye'ye eğitim ve bilim alanında yardımcı olacağını açıklamasından sonra Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliği, Ankara Üniversitesi ile temasa geçerek nükleer enerjide deneyimlerini paylaşmayı teklif etti.

Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü'nün Ilgaz Dağı'nda düzenlediği "Nükleer Bilimler ve Uygulamalar Kış Semineri" kapsamında Ukrayna'nın deneyimleri konusunda sunum yapan Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Sergiy Korsunsky açıklamalarda bulundu.

Korsunsky, Rusya ve Türkiye arasında ekonomi ve özellikle eğitim alanındaki birçok anlaşma feshedildikten sonra Ukrayna olarak Türkiye'ye yardımcı olmaya hazır olduklarını açıkladıklarını hatırlattı.

Korsunsky, Kiev, Harkiv, Lviv, Odessa'daki beş üniversite ile Ukrayna Bilimler Akademisine yazı gönderdiklerini ifade ederek, Ukraynalı bilim insanlarının Türk doktora, yüksek lisans ve master öğrencilerinin yanı sıra Türkiye'ye gelerek öğrenci ve Türk bilim insanlarına teorik ve pratik dersler verebileceğine işaret etti.

Korsunsky, Türkiye'nin Ukrayna'nın tecrübesinden faydalanması noktasında işbirliği yapabileceklerini söyledi.

"Ukraynalılar nükleer reaktör alanında deneyimli"

Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Niyazi Meriç ise Türkiye'nin elektrik enerjisinde ileriye dönük sıkıntıları gördüğü için mecburen nükleer enerjiye yöneldiğini, çünkü rüzgar, güneş ve hidroelektrik alanlarında yatırımlar yapılmasına rağmen bunun ileriye dönük olarak enerji ihtiyacını karşılamayacağını belirtti. Meriç, buna karşın Türkiye'nin nükleer alanında bilgi birikiminin yeterli olmadığına dikkat çekti.

"Türkiye'de Ankara, Hacettepe ve Ege üniversitelerinde olmak üzere 3 Nükleer Bilimler Enstitüsü, İstanbul Teknik Üniversitesinde Enerji Enstitüsü, Hacettepe Üniversitesinde Nükleer Enerji Mühendisliği ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu var. En eskisi, 1961'de kurulan İstanbul Enerji Enstitüsü. Bu enstitü günümüze kadar 342 yüksek lisans, 65 doktora öğrencisi mezun etmiş. 1982'de kurulan Hacettepe Nükleer Enerji mühendisliğinden ise şimdiye kadar 400 öğrenci mezun olmuş. Bizim nükleer altyapımız bu kadar."

Meriç, sadece Mersin Akkuya'da kurulacak dört reaktörün her birinde 250 nükleer fizikçi, 250 nükleer farkındalık eğitimi almış diğer mühendisler olmak üzere toplam bin kişinin, dört reaktörün toplamında ise 4 bin kişinin çalışması gerektiğini bildirdi.

Prof. Dr. Meriç, "Ukraynalılar nükleer reaktör alanında deneyimli. Reaktörlerini bize açmayı düşünüyorlar. Tüm deneyimlerini bizlere aktarma konusunda irade gösteriyorlar" dedi.

Meriç, Ukrayna üniversiteleriyle mutabakat sağlanması ve YÖK'ten ilgili üniversitelerin denkliği konusunda karar çıkması halinde en erken eylül veya gelecek yıl şubatta eğitimlerin kaldığı yerden devam edeceği kaydetti.
http://www.dunya.com/dunya/ulkeler/ukraynadan-turkiyeye-nukleer-teklif-289924h.htm

8 Şubat 2016 Pazartesi

TAI Sets Its Sights on Polonization and Cooperation Opportunities on the Polish KRUK Program

04 February 2016 TAI

Turkish Aerospace Industries, Inc., Turkey's center of excellence in defence and aerospace industries and PGZ – Polska Grupa Zbrojeniowa, one of the largest defence groups in Europe comprising over 60 companies held a workshop on February 3rd, 2016 in Radom with 15 Turkish-Polish Defence Industry companies, regarding the possible cooperation on KRUK Combat Helicopter Procurement Program of the Polish Armament Inspectorate.

With long experience in merging and integrating the capabilities of local and global companies, TAI is now exploring the opportunity to cooperate with Polish companies with unique and exclusive qualifications in order to bring the already proven capabilities of the "T129 ATAK Multi-Role Combat Helicopter" to new heights, through the KRUK Program. As indicated and underlined repeatedly by TAI and several Turkish Defense Industry company representatives from the outset of the KRUK Program, TAI is ready to fine tune its combat proven T129 ATAK Helicopter platform to satisfy the specific requirements of the Polish end-user, through integrating distinguished Polish suppliers into its supply chain.

TAI has accumulated a vast level of experience in working on advanced defence projects with global players. From the very beginning of involvement in Poland, TAI ensures that cooperation with the PGZ Group into Program Kruk or other common projects will be focused on maximizing the benefits for the Polish defense and industry.

TAI is a global player in defence and aerospace industries through its capabilities in design, development, modernization, manufacturing, integration and life cycle support of integrated aerospace systems, from fixed and rotary wing air platforms to unmanned aerial systems (UAS) and space systems. The widespread product and activity range of TAI is an indication that this newly blossoming cooperation between TAI and Polish industry will not be limited to the KRUK Program. It will be a sustainable, long-term win-win relationship in which all parties will find opportunities to advance their business goals in local and global markets in the medium run.

PGZ is pursuing a strategy to develop the highest capabilities of the Polish Defence Industry as well as its competitiveness on global markets. Through the passion and vision to become a leading manufacturer of high-technology equipment, PGZ is proved to be a strong business partner in Poland by forming a base for key competencies across the group's 60+ companies and its 17.500 workforce.
https://www.tai.com.tr/en/basin-bultenleri/tai-sets-its-sights-on-polonization-and-cooperation-opportunities-on-the-polish-kruk-program

TUSAŞ bölgesel uçak için göreve hazır

05.02.2016 GÖKSEL YILDIRIM - ARİFE YILDIZ ÜNAL - AA

Türkiye'nin ilk bölgesel yolcu uçağı projesine yönelik arayışlar sürerken Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ/TAI), bu çabalara havacılık alanındaki birikim ve kabiliyetleriyle destek vermeyi amaçlıyor.

TUSAŞ Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgesel yolcu uçağı projesi ve şirketin projeye verebileceği katkılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'nin bölgesel yolcu uçağı konusunda hızlı sonuç verecek bir tercihte bulunduğunu dile getiren Dörtkaşlı, bu doğrultuda tasarımı ve sertifikasyonu tamamlanmış bir uçağın Türkiye'de üretilmesi ve o üretim devam ederken de yeni ve daha büyük bir uçağın tasarımına başlanması yönünde karar alındığını söyledi.

Proje için Türk müteşebbislere ait Sierra Nevada Corporation'ın (SNC) Dornier 328 modelinin seçildiğini anımsatan Dörtkaşlı, bu konudaki müzakerelerin Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı ile yapıldığını, ana yüklenicinin de bu süreçte kurulan TRJet şirketi olacağını ifade etti.

- "Azami katkıyı vermeye hazırız"

TUSAŞ olarak TRJet ve SNC yetkilileri ile görüşmeleri olduğunu belirten Dörtkaşlı, şöyle konuştu:

"Gerek bizdeki, gerekse ekosistemimizdeki kabiliyetlerin azami ölçüde kullanılmasını arzu ediyoruz. Onlardan da aynı sinyali alıyoruz. Belli görüşmeler olmasına rağmen henüz nihayetlendirdik, şurasını biz yapacağız, şuraya kadar sorumluluk bizde olacak diyebilecek noktada değiliz. İlk aşamadaki Dornier 328'de TRJet'in alt yüklenicisi olarak burada taşeronluk görevi yapacağız.

Türkiye'de uçak üretilecekse en az riskli modeli, en ekonomik şekilde hayata geçirmek gerekiyor. Türkiye'de uçak üretilecekse, bunun yurt içinde ve dışında satılacağını düşünerek en rekabetçi maliyet yapısıyla üretmek lazım. Bu durum işbirliğini gerektiriyor. Birlikte ortak aklı bulmaya çalışıyoruz.

Bizden bazı paketlerle ilgi katkı istiyorlar. Bunlardan fazlasını da yapabiliriz. Müzakerelerimiz devam ediyor. Burada önemli olan prensipler ve niyettir. Biz ülkemizde TRJet'in ana yükleniciliğinde üretilecek olan bölgesel yolcu uçağına TUSAŞ ve TUSAŞ'ın alt yüklenicileri olarak azami katkıda bulunmaya hazırız."

- "Bu işleri yapabildiğimiz ispatlı"

Uçağın tedarikiyle ilgili sözleşmeye son noktanın konulmadığına işaret eden Dörtkaşlı, sözleşmenin nihayetlenmesiyle projeye ilişkin çok daha net şekilde konuşabileceklerini vurguladı. Dörtkaşlı, "Şirket olarak uçağın rekabet gücüne katkıda bulunabilecek kabiliyetlere sahibiz ve bu kabiliyetlerle bölgesel yolcu uçağı projesinde de rahatlıkla kullanabiliriz. Bizim bu işleri yapabildiğimiz de ispatlanmıştır. Bunu Airbus, Boeing'e yapıyoruz. 300 F16, 60 Casa uçağı verdik. Uçak üretme ve teslim etme konusunda en sığından en derinine kadar katkıda bulunabiliriz. Bu model üzerinde de anlaşacağız ve bunun üzerinde yürüyeceğiz" dedi.

- "İstenirse tamamını de üretebiliriz"

Milli muharip uçak, ANKA, HÜRKUŞ gibi aklın ve tasarımın şirkete ait olduğu projelere imza attıklarının altını çizen Dörtkaşlı, "Bu bizim açımızdan sıradan bir üretim ve montaj işi. Vakit kazanmak için tasarımı ve sertifikasyonu bitmiş, daha önce üretilmiş bir uçaktan, mavi yakalı bir işçilikten bahsediyoruz. Burada üretip verebiliriz. Yok model fizıbıl çıkmaz, başka türlü çıkar ona da yorumumuz olmaz. Bu tür politikaları tedarik makamımız belirler. İstenirse tamamını da üretiriz" değerlendirmesinde bulundu.

Dörtkaşlı, projenin sonraki aşamasında tamamen yerli olacak TRJ 628 uçağının tasarımına daha yoğun katkıda bulunacaklarını ve o projenin kendilerini heyecanlandırdığını söyledi.

"Özgün TRJ 628 uçağı projesinde daha derin sorumluluklarla olmayı, TRJet ile daha kapsamlı bir ortaklık içinde olmayı arzu ediyoruz" diyen Dörtkaşlı, şunları kaydetti:

"Bölgesel yolcu uçağı konusunda bir ihtiyaç var, çapraz uçuşlar yapılacak ve pazarı kaçırmamak için bir tercihte bulunuluyor. Bu süreçte çapraz uçuş kültürü de gelişir. Böylesi bir dönem için iyi bir model. Riski düşük ve sertifikasyonu tamamlanmış bir uçakla başlamış olacağız. Ona başladıktan bir müddet sonra paralel olarak geliştirme projesi başlatılabilirse ki 60-65 kişilik daha büyük bir uçak olacak. Orada sadece üretim değil, mühendislik, sertifikasyon süreçlerinde de sorumluluk alabilirsek, daha derin bir işbirliği içinde olabilirsek bu daha mutlu eder bizi."
http://www.memleket.com.tr/tusas-bolgesel-ucak-icin-goreve-hazir-800836h.htm

5 Şubat 2016 Cuma

ANKA BLOK A ilk görev uçuşunu gerçekleştirdi

05 Şubat 2016

Türkiye'nin milli sermayesiyle üretilen insansız hava araçları arasında en büyük olma özelliğini taşına ANKA BLOK A, konuşlandırıldığı Elazığ'da ilk görev uçuşunu gerçekleştirdi.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş tarafından yapılan ülkenin en büyük insansız hava aracı ANKA BLOK A Elazığ'da eski havaalanında yerini aldı. Daha önce test uçuşlarını yapan ANKA BLOK A, ilk görev uçuşunu ise bugün sabah gerçekleştirdi. Havada 24 saat kalma ve 30 bin fite kadar çıkma özelliği bulunan Türkiye'nin en büyük ANKA Blok A'nın ilk görev dönüşünü Milli Savunma Bakan Yardımcısı Şuay Alpay, Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı (TSKGV) Genel Müdürü emekli Korgeneral Orhan Akbaş, TAİ Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı, Tunceli Valisi Osman Kaymak, AK Parti Elazığ Milletvekilleri Ömer Serdar, Ejder Açıkkapı, Tahir Öztürk, İl Emniyet Müdürü Nihat İşlek, AK Parti Elazığ İl Başkanı Ramazan Gürgöze ve diğer protokol üyeleri karşıladı.

Milli Savunma Bakan Yardımcısı ve beraberindekiler ANKA'nın görev uçuşunu yapan pilotları ziyaret ederek, bilgi aldı. Türkiye açışından önemli bir gün olduğunu belirten Alpay, "Terörle mücadele , ulusal güvenlik açısından da çok önemli olan milli gururumuz insansız hava aracımızın, Anka’mızın, görev uçuşunu görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bugün çok kıymeti bir gün. Temennimiz bugün burada gördüğümüz manzaranın daha ileri noktalara taşınması kendini daha fazla geliştirmesidir" dedi. İnsansız hava aracının tasarımı ve gelişimini tamamen Türk Havacılık ve Uzay Sanayi tarafından gerçekleştirilen çok özel bir proje olduğundan bahseden Alpay, “Bugün ANKA görev uçuşunu çok büyük bir başarıyla tamamladı. Bugün Türkiye’miz bu büyük ve güçlü ülke insansız hava aracı alanında sınıf atlamıştır. Bunu öyle kabul etmek ve değerlendirmek lazım. Ama çok daha çaba sarf etmek çok daha çalışmak gibi bir zorunluluğumuz var. İnşallah bugün görevi başarıyla tamamlayan ANKA kısa zamanda kendini daha fazla geliştirsin ülkenin güvenliği açısından iş güvenlik ulusal güvenlik açısından hizmeti daha fazla yapıyor olsun. Türkiye göreceksiniz büyük ve güçlü ülke olarak bu konuda sıkıntılarını kısa zamanda aşacak ve hak ettiğimiz noktaya ulaşacaktır" diye konuştu.

“ÖZ KAYNAKLARIMIZLA PROJELERİ HAYATA GEÇİRMEYİ ARZU EDİYORUZ”

Elazığ'ın insansız hava aracının konuşlandığı yerlerden biri olduğunu da aktaran Alpay, “Elazığ konum ve bölge itibariyle de özellik arz eden bir yer. Dolayısıyla da stratejik konum itibariyle önemli. Tabi bunu bir süreç olarak görmek lazım. Burada bugün yapılanın çok önemli bir iş olduğunu birlikte müşahede ettik ve gördük. Devamı gelsin çok daha iyi şeyler yapalım. Temel yaklaşımımız hem savunma sanayi açısından hem halk sanayi açısından yerli ve milli olanın neredeyse yüzde yüze ulaştığı bir noktaya ulaşmak istiyoruz. Bütün çabamız ve hedefimiz bu. Dışa bağımlı olmadan terörle mücadele noktasında kararlı olduğumuzu yeniden ifade etmeme gerek yok. Şu anda terörle mücadele gibi çok kritik bir iş yapıyoruz. Son terörist bu ülke topraklarını terk edinceye ve bütün silahlarından arındırılıncaya kadar mücadelemiz kararlılığımız devam edecek. Tüm bu işlerde savunma sanayisinin bu unsurları da bu mücadelemize güç verecek ve katkı sağlayacaktır. Hiçbir konuda dışa bağımlı kalmadan kendi öz kaynaklarımızla bu projeleri hayata geçirip tamamlamayı arzu ediyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

ANKA BLOK A'NIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ

TUSAŞ İHA Programlar Müdürü Barış Atakan, ilk görev uçuşunu tamamlayan ANKA BLOK A'nın teknik özellikleri konusunda bilgi verdi. ANKA İnsansız hava aracının Elazığ’da operasyon uçuşları başladığını belirten Atakan, “ANKA insansız hava aracı orta irtifa, uzun havada kalıcı insansız hava aracı sınıfında Türkiye’nin ilk insansız ve tek insansız hava aracıdır. 30 Bin Fite irtifaya çıkabilmekte, 24 saat havada kalabildiği gibi 200 kilogram faydalı yük taşıyabilmektedir. Bu yetenekleri nedeniyle dünyada 4 yada 5 ülkenin gerçekleştirebildiği bir teknolojik yeteneğin ülkemize kazandırılması sağlanmıştır. TUSAŞ’ta gerçekleştirilen tasarım ve geliştirme çalışmalarıyla yüzde 100 milli bir tasarım süreci yapılarak ürünümüzün geliştirilmesi sağlanmıştır. ANKA İnsansız hava aracımız maksimun 1750 kg kalkış ağırlığıyla kalkış gerçekleştirebilmektedir. Üzerinde bulundurduğu gece ve gündüz kamerası, lazer işaretleyici ve lazer mesafe ölçümü ile her türlü hava şartlarında, gece koşullarında keşif ve gözetleme sağlamaktadır. Hava aracımız üzerinde telsiz rölesi bulunarak haberleşme desteğini yerde bulunan birliklere sağlamaktadır. Sistemimizin 17,5 metre kanat açıklığı bulunmaktadır, 8 metre uzunluğu olan sistemimizde tamamen otomatik iniş ve kalkış sistemi bulunmaktadır. Yedekte bulunan bilgisayar ve uçuş yönetim vasıtasıyla da emniyetli bir uçuş yapılması sağlanmaktadır" dedi. Elazığ'da konuşlandırılan Türkiye'nin en büyük yerli insansız hava aracı ANKA BLOK A’nın, 8 Kolordu Komutanlığı'nın görev sahasındaki alanlarda kullanılacağı bildirildi.
http://www.gazetevatan.com/turkiye-nin-en-buyuk-iha-si-goreve-basladi-912137-gundem/

NATO: Rus denizaltılar, Soğuk Savaş zamanından daha aktif

05.02.2016 Deniz Haber Ajansı

NATO Deniz Kuvvetleri komutanlığı, Rus denizaltılarının Atlas Okyanus’taki aktifliğinin, Soğuk Savaş zamanından bile daha yüksek bir seviyede olduğunu açıkladı.

İngiliz IHS Jane’s analiz merkezinin bildirdiğine göre, Birleşik Krallık Deniz Kuvvetleri’nin tümamirali, NATO Deniz Kuvvetlerinin komutanı Clive Johnstone, “NATO’ya ait olan ve Atlas Okyanus’un kuzey kısmında bulunan denizaltıların komutanları, Rus denizaltılarının hareketliliğinin, Soğuk Savaş’ta gördüğümüzden daha yüksek olduğunu bildiriyor” diye belirtti.

Denizaltıların inşasında meydana gelen teknolojik yenilikleri ve Moskova’nın belirsiz amaçlarını dikkate alan Johnstone, NATO’nun söz konusu durumdan endişe ettiğini kaydetti.

Denizaltılarda büyük teknolojik gelişmelerin kaydedildiğini anlatan Johnstone, NATO’nun, “daha önce hiç görülmemiş Rus potansiyelini” izlediğini söyledi. Günümüzde Rus denizaltıların daha büyük kapasite ve imkanlara sahip olduğunu ifade eden Johnstone, denizaltıların mürettebatlarının seviyesinin de daha yüksek olduğunu belirtip, bahse konu Rus mürettebatların daha önce hiç görülmeyen düzeyde denizaltılar kullandığını ve yönettiğini bildirdi.

Johnstone, NATO’nun, "'oyun kurallarını bilse' ve Rusya’nın neden bu kadar aktif haline geldiğine ilişkin bilgi sahibi olsa, bu kadar tedirgin olmayacağını" kaydederek nedeni belirsiz askeri hareketliliğinin yarattığı tehdide dikkat çekti.
http://www.denizhaber.com.tr/nato-rus-denizaltilar-soguk-savas-zamanindan-daha-aktif-haber-66358.htm

Ukrayna'nın denizaltı filosu kurması mümkün değil

03.02.2016 Deniz Haber Ajansı

Ukrayna'nın 2020 yılına kadar denizaltı filosu kuracaklarını açıklamasının ardından Rusya’nın Karadeniz Filosu eski komutanı Amiral Viktor Kravçenko, Ukrayna Donanması'nın denizaltı filosu kurmasının mümkün olmadığını,söyledi. Rusya’nın Karadeniz Filosu eski komutanı Amiral Viktor Kravçenko, Ukrayna Donanması'nın denizaltı filosu kurmasının mümkün olmadığını, bu projenin çok pahalı olduğunu ve çok uzun zaman gerektirdiğini savundu. Amiral, bu yöndeki açıklamaların Kiev’in yeni bir PR hamlesi olduğunu söyledi.

Ukrayna Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Sergey Gayduk, 2020 yılına kadar denizaltı filosu kurmayı planladıklarını açıklamıştı. Komutan, bu tarihe kadar en az 2-4 denizaltıya sahip olacaklarını ileri sürmüştü.

Ukraynalı komutanın bu açıklamasını yorumlayan Kravçenko, “Eğer ülke yönetimi böyle bir görev verirse elbette yerine getirilecek, ancak bu çok pahalı olacak ve çok zaman alacak. Gayduk’un açıklaması büyük oranda Ukrayna’nın yeni PR hamlesidir” dedi.

Ukrayna’nın denizaltılara ev sahipliği yapabilecek Odessa ve İlyiçevsk olmak üzere sadece iki limanı bulunduğunu belirten Rus askeri uzman, “Sovyetler döneminde Odessa limanında 21. Denizaltı Taburu üslenmişti ancak 1991-1992 yıllarında tüm denizaltılar hurda haline geldi” diye konuştu.

'UKRAYNA'NIN UYGUN PERSONELİ YOK'

Odessa’da denizaltıların üslenmesi için gereken altyapının olduğunu söyleyen Kravçenko, “Ancak buradaki denizaltı üssünün yat limanına çevrildiğini dikkate alırsak Odessa’da denizaltı altyapısının da mahvolduğunu tahmin edebiliriz” ifadesini kullandı.

Denizaltı filosunu kurmak için buna uygun personele de ihtiyaç olduğunu, Ukrayna Deniz Kuvvetleri’nin böyle bir personele sahip olmadığını kaydeden Kravçenko, “Onları eğitmek için Ukrayna sadece NATO eğitim merkezlerine başvurabilir. Ukrayna tek başına denizaltı inşa edemez, yine de sadece NATO ülkelerine başvurabilirler. Ya satın alır ya da kiralarlar” yorumunda bulundu.
http://www.denizhaber.com.tr/ukraynanin-denizalti-filosu-kurmasi-mumkun-degil-haber-66302.htm

3 Şubat 2016 Çarşamba

ASELSAN'dan 8 milyonluk anlaşma

03 Şubat 2016

ASELSAN ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı arasında 8 milyon 669 bin 856 avroluk anlaşma imzalandı.

ASELSAN ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM), bugün "TSK Çok Bantlı Sayısal Müşterek Telsiz Tedariki" sözleşmesi ile ilgili ek sözleşme imzaladı.

ASELSAN'ın, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yayımlanan açıklamasında, "ASELSAN ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı arasında 'TSK Çok Bantlı Sayısal Müşterek Telsiz Tedariki' sözleşmesi ile ilgili olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığının yüksek güçlü telsiz ihtiyaçlarının karşılanması maksadıyla 3 Şubat 2016 tarihinde toplam bedeli 8 milyon 669 bin 856 avro tutarında bir ek sözleşme imzalanmıştır" bilgileri paylaşıldı.
http://ekonomi.haber7.com/sirketler/haber/1778456-aselsandan-8-milyonluk-anlasma

Raytheon to upgrade combat-proven Patriot air and missile defense system

02 February 2016  armyrecognition.com

Raytheon Company recently completed a series of company-funded milestones to upgrade the combat-proven Patriot Air and Missile Defense System. The projected upgrade delivers 360-degree capability and keeps Patriot ahead of increasingly more sophisticated threats, such as aircraft, drones, and cruise and ballistic missiles.

The Patriot radar main array was enhanced with gallium nitride- (GaN) based, Active Electronically Scanned Array (AESA) technology. The same Raytheon engineers who completed those milestones are currently constructing a GaN-based AESA, full-size, main panel radar array. They are on track to have a full-scale main array prototype operational in early 2016 – just 24 months after the company started building it.

"Raytheon has invested more than $150 million in GaN technology and learned invaluable lessons while building our GaN-based AESA full-scale prototype," said Ralph Acaba, vice president of Integrated Air and Missile Defense at Raytheon's Integrated Defense Systems business. "This ensures Raytheon is able to rapidly develop, build, test and deliver a combat-ready GaN-based AESA radar that gives Patriot 360-degree capability."

In 2015, Raytheon built a GaN-based AESA rear-panel array and integrated it with a radar for potential use in Patriot, using existing and recently modernized back-end processing hardware and software. The radar then tracked targets of opportunity, leveraging a seamless 360-degree view.

"Raytheon's GaN-based AESA radar will outmatch future threats for the same reason today's Patriot is able to outmatch current threats – because it is designed to be upgraded and we have a growth path for the system," said Tim Glaeser, vice president of Integrated Air and Missile Defense Business Development at Raytheon's Integrated Defense Systems business.

The recently accomplished AESA GaN milestones include:

Completing construction of the AESA main array structure. Constructing the AESA arrays' radar shelter. Integrating receivers and a radar digital processor into the radar shelter. Delivering the shelter to Raytheon's test facility in Pelham, N.H. Testing the radar's cooling sub-system. Raytheon's GaN-based AESA radar will work with future open architecture (such as the Integrated Air and Missile Defense Battle Command System) and retains backwards compatibility with the current Patriot Engagement Control Station. It will also be fully interoperable with NATO.

The Raytheon-built GaN-based AESA radar uses three antenna arrays mounted on a mobile radar shelter to provide 360-degrees of radar coverage. The main AESA array is a bolt-on replacement for the current Patriot antenna. The GaN-based AESA array measures roughly 9' wide x 13' tall, and is oriented toward the primary threat. The new rear panel arrays are a quarter the size of the main array, and let the system look behind and to the sides of the main array to offer Patriot the ability to engage threats in all directions.
http://www.armyrecognition.com/february_2016_global_defense_security_news_industry/raytheon_to_upgrade_combat-proven_patriot_air_and_missile_defense_system_30202164.html

28 Ocak 2016 Perşembe

ASELSAN Türkiye'nin göğsünü kabarttı

28.01.2016 AA

ASELSAN, "aviyonik işlemci kartıyla" elektronik tasarım alanında dünyanın en prestijli yarışmasında "Savunma, Havacılık ve Uzay" kategorisinde Türkiye'ye ikincilik getirdi.

ASELSAN, baskı devre kartı teknolojisindeki başarılarına bir yenisini ekledi. Şirket, "aviyonik işlemci kartıyla" elektronik tasarım alanında dünyanın en prestijli yarışmasında "Savunma, Havacılık ve Uzay" kategorisinde Türkiye'ye ikincilik getirdi.

Elektronik tasarım otomasyon yazılımlarının dünya lideri Mentor Graphics'in, Baskı Devre Kartı (Printed Circuit Board-PCB) Teknolojisi konusunda 26'ncısı düzenlediği PCB Technology Leadership Awards (TLA)-2015 yarışması sonuçlandı.

ASELSAN, yarışmaya VPX tabanlı "AVPX-C4C Aviyonik İşlemci Kartı" ile katıldı. Şirket, zorlu rakipler arasından sıyrılarak "savunma, havacılık ve uzay" kategorisinde ikinci oldu.

ASELSAN 2012'de de İsrail'i geride bırakarak 1. olmuştu

ASELSAN, 2012 yılında da İsrail'in IAI Elta firmasını geride bırakarak "Savunma, Havacılık ve Uzay" kategorisinde birinci olmuştu. Önceki senelerde bu kategorinin birinci ve ikincileri arasında NASA, General Electric, Selex Galileo, L-3 Avionics Systems, General Dynamics, BAE, DRS ve Astrium gibi dünyanın en önde gelen savunma sanayi şirketleri bulunuyordu. ASELSAN, 3 yıl içinde birincilik ve ikincilik ödüllerini alarak, uluslararası arenada Türkiye’nin başarısını bir kez daha kanıtlamış oldu.

"AVPX-C4C Aviyonik İşlemci Kartı", ASELSAN’ın sivil ve askeri hava araçları için geliştirdiği yeni nesil aviyonik gösterge ve kokpit ekipmanlarında kullanılıyor.

Geliştirme aşamasında elektronik tasarım teknolojilerinin bütün sınırlarının zorlandığı bu kart, sahip olduğu yüksek performansın yanında üzerinde bulunan yüksek hızlı ve farklı haberleşme protokolleri sayesinde değişik hava platformları için sadece yazılım değişikliği ile kolayca uyumlandırılabiliyor.

http://aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/aselsan-turkiyenin-gogsunu-kabartti/511625

26 Ocak 2016 Salı

"Artık füze sistemlerini yapabiliriz"

26.1.2016 Didem Özel Tümer aljazeera.com.tr

Meclis Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü, daha önce füze savunma sistemini yapamayacaklarını söyleyen yerli firmaların, geçen zamanda elde ettikleri tecrübelerle “2006’da yapamazdık ama bugün bu sistemleri yapabiliriz” dediklerini söyledi. Özlü ile , Türkiye'nin savunma sanayii konusundaki politikalarını konuştuk.

Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü, son 10 yıldır Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki dönüşümünün en yakın tanıklarından biri. İlk milli tank ALTAY, ilk insansız hava aracı ANKA, ilk milli gemi MİLGEM projelerinde ve Uzun Menzilli Füze Savunma Sistemi İhalesi'nde Savunma Sanayii Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptı. AK Parti Düzce milletvekili olarak Meclis’e giren Özlü ile Türkiye’nin savunma perspektifini, füze savunma sistemi ihalesinin iptalini ve siber saldırılara karşı Türkiye'nin durumunu konuştuk.

Özlü, Türkiye'nin füze savunma sistemi konusunda, Çinli firmanın Türkiye'nin beklentilerini karşılamadığını söyledi. Özlü, daha önce füze savunma sistemini "Yapamayız" diyen yerli firmaların, aradan geçen sürede edindikleri tecrübelerle, "Bugün bu sistemleri yapabiliriz" teklifinde bulunduğunu da anlattı.

Özlü'ye göre Türkiye, teknik açıdan siber saldırılara karşı güvenli bir ülke, ancak bu konuda bazı yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü, "Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanında, kapsamlı bir yapısal dönüşüme, yani kapsamlı bir reforma ihtiyacı var" diyor.

Türkiye'nin “savunma ve güvenlik konseptini” ve bu konseptin yıllar içerisindeki gelişimini nasıl değerlendirirsiniz?

Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan bugüne kadar Türkiye'nin savunma ve güvenlik konseptinin esas unsurları hep aynı olmuştur. Yani bulunduğu bölgede ve dünyada barışın korunması ile birlikte, kalkınma ve adaletin de sağlanması. Kurtuluş Savaşı'nın hemen sonrasında ortaya konulan temel görüş; “yurtta sulh, dünyada sulh” olmuştu. Bizim dönemimizde uygulamaya çalıştığımız “çözüm süreci” ve “komşularla sıfır sorun” politikasının esası da aynı amaca mâtuftur. Yani bütün cumhuriyet tarihimiz boyunca bulunduğumuz bölgede ve dünyada barışı sağlama, adaleti tesis etme, toplumları fakirlik ve cehaletten kurtaracak bir kalkınma hedefimiz olmuştur.

Bu temel politikanın bir sonucu olarak Cumhuriyet tarihinde hiç bir komşumuz ile bir askeri çatışmaya girmediğimizi söylemeliyim. Türkiye sorunlarını diplomatik yollarla, silahsız yöntemlerle çözmeye gayret sarfeden bir ülke olmuştur hep. Cumhuriyet tarihinde gerçekleştirmek zorunda kaldığımız en büyük askerî harekata bu sebepledir ki “Kıbrıs Barış Harekâtı” adını verdik. Örneğin Hatay, savaşla değil, müzakere ve barış yolu ile anavatana dahil edildi.

Bugün, Türkiye’nin etrafını çevreleyen ülkelerdeki gelişmeler gözönüne alındığında, bu çok naif bir bakış açısı değil mi?

Hayır, asla değil. Çünkü silah kullanmak her zaman en son seçenek olmalıdır. Burada hemen belirtmeliyim ki, savunma sanayimizin geliştirilmesi, modern askerî teçhizat tedariki faaliyetlerimizin de aslında bir tek amacı vardır; caydırıcılık ve barışı korumak. Yani bütün bu faaliyetleri caydırıcı bir güç olmak ve barışı korumak için yapıyoruz.

“Kapsamlı bir yapısal dönüşüme ihtiyacımız var”

Peki savunma sanayiine son dönemde daha çok ağırlık verilmesi… Türkiye'nin bir taraftan silahlı kuvvetlerini modernize ederken, diğer taraftan savunma sanayisini geliştiren dünyadaki ender ülkelerden biri olduğunu öncelikle belirtmek isterim.

Son 10 yılda savunma sanayimizi geliştirme ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ni modernize etme faaliyetlerimizde ciddi mesafeler aldık. Bu dönemde daha çok tasarım ve mühendislik ağırlıklı faaliyetler yürüttük. Teknoloji üretmeye çalıştık. Ordumuzu yerli, milli sistemlerle donatmayı hedefledik. Bunda çok da başarılı olduk. Bugün kendi tasarımız olan, adını kendimizin verdiği çok sayıda sistemin sahibiyiz. ALTAY, ANKA, MİLGEM, HÜRKUŞ gibi…

Bugün geldiğimiz noktada ise, Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanında, kapsamlı bir yapısal dönüşüme, yani kapsamlı bir reforma ihtiyacı var. Bugün bu yapısal dönüşümü gerçekleştiremezsek, sektörü gelecek on yılda geçmiş on yıldaki kadar büyütmemiz mümkün değil. Bilindiği gibi geçen 10 yılda çok önemli modernizasyon faaliyetleri yürüttük. Ancak bugün artık bir transformasyona ihtiyacımız var.

Neden?

Mesela, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK). Hâlâ KİT statüsünde. Bu statü ile iyi ürünler çıkarmak, rekabet etmek mümkün değil. MKEK’nın öncelikle modern şirket yönetim tekniklerini uygulayabilecek, teknoloji üretebilecek, ticari faaliyetlerini en az ASELSAN ve TAI gibi yürütebilecek şekilde bir statüye kavuşturulması gerekli. Yani KİT statüsünden A.Ş statüsüne geçmeli. Bugün bunu yapmazsak gelecek on yılda MKEK’den fazla bir şey beklemeyelim.

Türkiye bu konularda biraz geç kalmadı mı? Ordu devlet olmakla, NATO içindeki ikinci büyük ordu olmakla övünen bir ülke için bunlar gecikmiş konular, adımlar değil mi?

Savunma sanayiinde Türkiye’nin belirli kilometre taşları vardır. Örneğin, 1923’ten 1952’de NATO’ya girişimize kadarki ilk dönem. 1952’den 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na kadar geçen ve savunmamızı NATO şemsiyesi altında gördüğümüz ikinci bir dönem var. 1974 Amerikan ambargosu Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Daha sonra 1985 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın kuruluşu önemli bir kilometre taşıdır. 1974–1985 arası yani 3. dönem Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıfları ile ASELSAN’ın kurulduğu ve önde olduğu yıllardır.

Nihayet 1985 yılında çok önemli bir dönüşüme imza atılmıştır. Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve Savunma Sanayii Destekleme Fonu kurulmuştur. Bu dönemde, özel sektörün savunma sanayine girmesi teşvik ediliyor. TAİ, TEİ, FNSS gibi ortak girişim şirketleri kuruluyor. Örneğin, Ankara Kazan'da TAI, Gölbaşı'nda FNSS, Eskişehir'de TEI gibi şirketler bu dönemde hayata geçiriliyor. 2003 yılına kadar süren ve 4’ncü dönem olarak adlandırabilceğimiz bu dönemde çok önemli projeler başlatılıyor. F-16 ve ZMA projesi gibi.

"Büyük dönüşümün başlangıcı: 15 Mayıs 2004"

2003 yılında başlayan ve bugüne kadar gelen bu son dönemde ise ağırlıklı olarak kendi tasarımlarımızı, kendi ürünlerimizi yapmaya çalışıyoruz. 5’nci dönem olarak adlandırabileceğimiz bu son dönem, aynı zamanda yabancı şirketlerin ana yükleniciliğinden yerli şirketlerin ana yükleniciliğine geçtiğimiz bir dönem olmuştur.

15 Mayıs 2004 tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısını savunma sanayimiz açısından bir büyük dönüşümün başlangıcı olarak kabul etmek gerekir. Bu toplantıda, Savunma Sanayii İcra Komitesi Başkanı bugünkü Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, diğer iki üyesi de dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Milli Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül'dü.

Bu toplantıda önemli ve büyük projelerin ihale süreçleri iptal edildi. MİLGEM, ATAK, insansız hava aracı ve bugünkü ALTAY tankı gibi yabancı ana yüklenicilerle Türkiye’de lisans altında üretimi öngörülen proje modelleri iptal edildi. Bunun yerine yerli şirketlerin ana yüklenici olacakları proje modelleri benimsendi.

“Yabancıya ihale verip ‘bize iş ver’ diyorduk”

Bu dönüşümden önce, uluslararası ihale yapıyor, doğal olarak ihaleyi kazanan firmaya da işi veriyorduk. O yabancı firmaya da “Sen bu ihaleyi kazandın ama sen bizim yerli şirketlerimize buradan iş payı ver, onları alt yüklenici yap" diyorduk. Yani kendi işimizi önce yabancıya veriyor, sonra da ana işi verdiğimiz firmadan bizimkilere iş payı vermesini istiyorduk.

15 Mayıs 2004’teki o toplantı bu sistem tersine döndürülmesinin başlangıcı olmuştur. Bu tarihten sonra yapabilecekleri her işte yurtiçi firmaları ana yüklenici olarak seçtik. Bu defa yabancı şirketler bizim firmalarımızdan iş isteme, alt yüklenici olma durumunda oldular. Bu sayede son 10 yılda savunma sistemlerinin yurt içinden karşılanma oranı yüzde 55’ler seviyesine çıktı.

Peki 2004’e kadarki dönemde vizyon eksikliği mi, kolaycılık mı söz konusuydu? Ve burada askerlerin ve siyasilerin rolü neydi?

Vizyonsuzluk diyemeyiz, haksızlık olur. Daha ziyade, bu modele daha önce sanayimiz de çok hazır değildi. 2004’ten sonra sanayimize tevdi ettiğimiz tasarım ağırlıklı projeleri 90’larda vermeye kalksaydık, bir çoğunu yapabilecek durumda olmayabilirlerdi. 2000’lerin başına kadar, sanayimizin modern yönetim ve üretim tekniklerini öğrenmesi, sistem entegrastonu bilgisine sahip olmaları ile geçti.

2004’te alınan kararlar gerçekten çok radikal, cesaret isteyen kararlardır. O gün alınan kararların sonucu bugün bir kısmı envanterde, bir kısmı envantere girmek üzere olan ürünlerimiz var. Türkiye’nin kendi tasarımı ilk savaş gemisi MİLGEM şu anda envanterde. Deniz Kuvvetlerimiz kullanıyor. ALTAY tankının tasarım testleri bitmek üzere. Seri üretime geçilecek. ANKA seri üretimde. HÜRKUŞ daha dün çok önemli bir testten, serbest düşme testinden, başarı ile geçti. Çok büyük başarılar bunlar.

"Çinli firma beklentileri karşılamadı"

2004’ün ardından 2006 yılında alınan kritik bir karar var. T – LORAMİDS (Türk Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi) projesi. Türkiye 10 yıldır bu projeyle uğraşıyor, sonunda 2015 yılında ihaleyi iptal edip, “ben kendim yapacağım” diyor. Türkiye’nin etrafı İstanbul’u tek atışta vurabilecek füzelere sahip ülkelerle çevriliyken bu ihale neden bu kadar uzun sürdü ve niye iptal edildi?

2006 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nda projelerden sorumlu müsteşar yardımcısıydım. Bu Proje Genelkurmay Başkanlığı'ndan Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na gönderildiğinde biz önce “Türkiye’nin hava savunma sistemlerinde izlemesi gereken yol ne olmalı?” diye bir fizibilite etüdü yaptık. Bu fizibilite çalışması yaklaşık 2 yıl sürdü.

Hava savunma sistemleri konsepti katmanlı bir yapıyı haizdir. Alçak, orta ve yüksek irtifa gibi. Kısa, orta ve uzun menzil gibi. 2006-2008 arasında yapılan bu fizibilite çalışmasından yurtiçi sanayimizin kendi imkân ve kabiliyetleri ile kısa ve orta menzil, alçak ve orta irtifa hava savunma sistemlerini tasarlayıp üretebileceği, ancak uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerini kendi imkân ve kabiliyetleri ile tasarlayıp üretemeyeceği sonucu çıktı. Yani o tarihte Patriot, S300, S400 muadili bir sistemin Türkiye’de tasarım ve üretimi için altyapımız yeterli değildi. Bu sebeple, uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi projesi için uluslararası ihaleye çıkılmasına karar verildi. 2008’de ihaleye çıktık. Amerika, Rusya, Fransa–İtalya ortaklığı ve Çin’den 4 firma/kuruluş teklif verdi.

"Yurtiçi firmalar 'yaparız' dedi"

Çin firmasının teklifi fiyat açısından diğerlerine göre aşağı yukarı 1 milyar doların üzerinde daha avantajlıydı. Yerli katkısı bakımından da diğerlerine karşı üstünlüğü vardı. Savunma Sanayii İcra Komitesi Başkanı olarak Başbakanımız, teknoloji transferi konusunda ihaleyi kazanan firmanın daha açık davranması talimatını verdiler. Bu görüşmeler yaklaşık 2 yıl sürdü.

İptal sebebi teknoloji transferi konusunda Çinli firmanın beklentilerimizi karşılamaması olmuştur.

Fakat bu arada bir başka gelişme daha oldu. Yurtiçi firmalarımız da, alçak ve orta irtifa hava savunma sistemi projeleri ile diğer projelerden kazanmış oldukları bilgi birikimi ve teknolojiler ile “2006’da yapamazdık ama bugün bu sistemleri yapabiliriz” teklifinde bulundular.

Sadece Çin değil, ihaleye katılan diğer ülke şirketleri de teknoloji transferi konusunda cömert olmayı reddetti herhalde. Bu konudaki kıskançlığın nedeni ne?

Uzun menzilli hava savunma sistemleri konusunda Türkiye belki de dünyada ihale yapan tek ülkedir. Bu tip projeler aslında ihale ile olmuyor. En üst düzeydeki siyasi ilişkilerin bir sonucu olarak örneğin, Rusya Cezayir’e ya da Amerika Güney Kore’ye bu sistemleri satıyor. Verirken de hiç biri teknoloji vermiyor. Çünkü teknoloji yani nasıl yapılacağını bilmek işin esası. Teknoloji sahibi olmak üstünlüktür. Sahip olduğu üstünlüğü niçin kendi eliyle karşısındakine versin ki? Özetle, “Bu sistemi kullan, nasıl yapıldığını sorma” deniliyor.

Türkiye bir tür bağımlılık yaratma isteğini gördüğü için mi ihaleyi iptal etti?

Savunma sanayiinde son 10 yılda aldığımız mesafe şirketlerimizi cesaretlendirdi. Türkiye bu sistemleri kendisi tasarlayıp üretmeyi hedefledi. Bu vesile ile şunu ifade etmek isterim ki, savunma sanayiinde tam bağımsızlık Türkiye için gerçekçi bir hedef değildir. Bu yönüyle bugün hâlâ savunma sanayisi bakımından tam bağımsız iki ülke var: Amerika ve Rusya. Diğer bütün ülkeler, mesala İngiltere Amerika’ya, Almanya Fransa’ya, Fransa İtalya’ya bir şekilde bağımlı. Karşılıklı bağımlılık bu.

Bu bizim de savunma sanayii stratejimizde dikkate aldığımız bir husus. Bizim ülke ölçeğimiz savunma sanayii ve teknolojileri bakımından tam bağımsızlık iddiasında olmamamız için çok rasyonel değil.

Neden? Bu yerli ve milli olmakla çelişen bir şey değil mi?

Çünkü bu maliyet–etkinlik açısından da bakılması gereken bir konu. Bunun sonu yok. Türkiye ölçeğindeki bir ülkenin her şeyi tek başına kendisinin yapması doğru bir strateji değil. Bu akıllı bir politika olmaz. Başedemeyiz. Amerika bir devletler topluluğu, Rusya bir federasyon. Türkiye üniter yapılı tek bir devlet. Türkiye’nin ölçeğindeki ülkelere baktığınızda hiç birisinin savunma sanayii ve teknolojilerinde her şeyi tek başına yapmak gibi bir iddiası yok.

Peki o zaman Milli Füze Savunma Sistemi denildiğinde ne anlayacağız?

Sistem seviyesinde IP hakları, fikri ve sınai mülkiyet hakları Türkiye’ye ait bir ürün anlayacağız. Yani her bir komponentini bizim yapmamız doğru değil. Böyle bir tasarım maliyeti etkin de olmaz. Hesaplı olmamız gerekiyor.

"Silah son seçenek"

Bunu bir Savunma Komisyonu Başkanı’nın söylemesi ilginç…

Sorunlarımızı öncelikle silahla çözmeyi düşünmediğimizi daha önce söylemiştim. Diplomasi diye bir şey var. Önce onu kullanacağız. Silah en son seçenek. Silahlanmanın temel amacı caydırıcılık. Yani öncelikle “Bana dokunmayın, canınız yanar" mesajını vermek. Esas olan dokunmamasını sağlamak, ama illa dokunmak istiyor ve dokunuyorsa da canını yakmaktır. Canını yakabilecek güce sahip olmaktır.

Savunma Sanayii Müsteşarı, Türkiye’nin kendi füze savunma sistemini kurmasının 5 ila 10 yıl vadede olabileceğini söyledi... Doğru söyledi. 5 yıl makûl bir süredir. Bu işler için uzun bir süre değildir.

Bu Türkiye en az 5 yıl da savunmasız demek değil mi?

Hayır değil. Türkiye’nin şu anda elinde olan sistemler var. Bunlar her ne kadar çok modern sistemler olmasa da, halihazırda kullanımda. Bugüne kadar kendimizi nasıl savunuyorsak, önümüzdeki 5–10 yıl da aynı şekilde savunmaya devam edeceğiz. Takdir edersiniz ki uzun menzilli hava füze savunma sistemini Türk sanayi ilk defa yapacak. Bu bakımdan 5 yıl makûl bir süre.

Türkiye neden balistik füze yapmıyor peki?

Bu Türkiye’nin savunma konseptinden kaynaklanıyor. Savunma konseptimizde böyle bir ihtiyaç bulunmuyor. Artık sadece devletler yok, devlet dışı aktörler, güçler var. IŞİD var mesela. Bu bakış açısı pasifist değil mi? Suriye’de gelinen nokta diplomasinin iflasıdır. Suriye konusunda sorgulamamız gereken silah sistemlerinden ziyade dünyada barışı korumak, güvenliği sağlamak üzere kurulmuş uluslararası güvenlik kurumlarıdır. Mesala BM, AGİT, NATO ne işe yarar onu sorgulamamız gerekiyor. Örneğin, Türkiye'nin Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından BM Genel Sekreteri'nin neden hiç sesi çıkmamıştır. Neden Türkiye ile Rusya arasında bir arabululucuk görevi üstlenmemiştir? Böyle bir durumda ortada olmayacaksa ne zaman oratada olacak, varlığı ne işe yarıyor diye sormamız gerekiyor.

Füze savunma sistemine bir kez daha dönelim. Türkiye aynı zamanda savunma sanayi ihracatçısı bir ülke olma hedefinde. 5–10 yıl içinde Türkiye kendi sistemini ortaya çıkaramazsa bu itibar kaybına neden olmaz mı?

Ben yurtiçi sanayimize güveniyorum, bugüne kadar girip de başarısızlıkla sonuçlanmış hiç bir işleri yok. Başarırlar. Yapamazlarsa bir imaj kaybı olur elbette. Ama deneyimleri var. Alçak ve orta irtifayı yapıyorlar. Başarırlar.

“Türkiye küresel siber güç olabilir”

Peki siber saldırılara karşı Türkiye ne denli güvenli?

Türkiye’nin teknik açıdan siber saldırılara karşı güvenli bir ülke olduğu, ancak bu konuda bazı yasal düzenlemelere ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde, Siber Savunma Komutanlığı diye bir yapı oluşturdu. Savunma Sanayii Müsteşarlığı başlangıç aşamasında olsa da bir yapılanma gerçekleştirdi. Eş zamanlı olarak, sektörün koordinatörü olacak bir firma belirlendi. STM (Savunma Teknolojileri Mühendislik AŞ. ) Türkiye küresel bir siber güç olabilir. Bu yönde azami gayret sarfetmeliyiz.

Uydu teknolojisinde ne durumda peki?

19’ncu ve 20’nci yüzyıl denizlere hâkim olanların dünyaya hakim olduğu bir yüzyıl oldu. İçinde bulunduğumuz 21’nci yüzyıl ise uzaya hakim olanların dünyaya hakim olduğu ve olmaya devam edeceği bir yüzyıl. Bu sebeple, uzay ve uydu çalışmaları büyük önem arz ediyor. Türkiye hem haberleşme, hem istihbarat uyduları konusunda önemli çalışmalar yapıyor. Uzaydan daha fazla istifade edebileceğimiz bir döneme giriyoruz.

Son 10 yılda gerçekleştirdiğimiz faaliyetler sonucunda Ankara Kazan bölgesinde hem haberleşme, hem de istihbarat (keşif–gözlem) uydularının tasarım ve üretimi için "uydu sistem üretim, test ve entegrasyon merkezi" kurduk. Buraya ciddi bir yatırım yaptık. Keşif-Gözlem (istihbarat) uyduları çalışmalarımız Göktürk 1, Göktürk 2, Göktürk 3, Göktürk 4 isimleri ile devam ediyor. Göktürk 2 uzayda, Göktürk 1 test ve fırlatma aşamasında, Göktürk 3 ve 4 tasarım aşamasında.

Uydu projelerimizi, Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve TÜRKSAT ile TAI, TÜBİTAK Uzay, ASELSAN, C2TECH gibi firmalarımız eliyle yürütüyoruz. Bir de Türkiye’de uydu fırlatma sistemi kurmak istiyoruz. Türkiye uydularını kendisinin fırlatabileceği bir merkez arayışı içerisinde. Bunun da fizibilite etütleri devam ediyor.
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/artik-yapabiliriz

25 Ocak 2016 Pazartesi

ABD için en büyük tehdid Rusya

25 Ocak 2016

ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Milley, ABD için yeryüzündeki en büyük tehdidin Rusya olduğunu belirtti.

ABD Kara Kuvvetleri Komutanı General Mark Milley, ABD Ordusu Kara Savaşı Enstitüsü Dernek kahvaltısında konuştu. Milley "ABD için yeryüzündeki en büyük tehdit Rusya" dedi. Milley'e göre Rusya'nın ABD için tehdit oluşturmasının sebebi ise, sahip olduğu nükleer güç.

"RUSYA, AGRESİF DAVRANIYOR"

Moskova'yı agresif davranmakla suçlayan Milley, Rusya'nın ABD için tehdit oluşturmasının bir diğer sebebin de askeri alanda yaptığı yatırımlar olduğunu iddia etti.

BENZER AÇIKLAMAYI DAHA ÖNCE DE YAPMIŞTI

ABD'li General Mark Milley, Senato'da geçtiğimiz yıl yaptığı konuşmada, nükleer gücüyle ABD'yi yok edebilecek tek ülkenin Rusya olduğunu söyledi.
http://www.haber7.com/amerika/haber/1765019-abd-en-buyuk-dusmani-olan-ulkeyi-acikladi

Türkiye ve Ukrayna'dan 'Karadeniz' ittifakı

22.01.2016 Deniz Haber Ajansı

Ankara'da MGK Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu ile bir araya gelen Ukrayna Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Aleksandr Turçinov, iki ülkenin Karadeniz'de siyasi, askeri ve ekonomik konularda kaynaklarını birleştireceğini söyledi. Türkiye ve Ukrayna, Karadeniz'deki 'güç dengesinin korunması için' işbirliğini artırma kararı aldı. Türkiye Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu, Ukrayna Güvenlik ve Savunma Konseyi Genel Sekreteri Aleksandr Turçinov ile bir araya geldi. Ukrayna Güvenlik ve Savunma Konseyi'nden yapılan açıklamaya göre, bu toplantı Turçinov'un Türkiye ziyareti sırasında gerçekleşti.

Açıklamada, Turçinov ve Hacımüftüoğlu'nun ülkelerinin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarıyla ilgili bir dizi meseleyi görüştüğü belirtildi. "Turçinov ve Hacımüftüoğlu küresel terör, organize suçlar ve yasadışı göçle mücadelede ülkelerinin çabalarını birleştirmesini de ele aldı" denilen açıklamada Turçinov'un şu sözleri de aktarıldı: "Kiev ve Ankara Karadeniz'deki güç dengesini korumak için siyasi, diplomatik, askeri, teknik ve ekonomik kaynaklarını birleştirmek için tarihi bir fırsata sahip."

'ASKERİ İŞBİRLİĞİ, STRATEJİK ORTAKLIĞIN KİLİT NOKTASI'

Bunların yanı sıra Turçinov, askeri işbirliği kurmanın 'Türkiye ve Ukrayna arasındaki stratejik ortaklığın kilit noktası olduğunu' ifade etti.

'BÖLGESEL GÜVENLİK SİSTEMİNDE BAŞROL BİZİM OLMALI'

Hacımüftüoğlu da Türkiye ve Ukrayna'nın etkili bir bölgesel güvenlik sistemi kurulmasında 'başrol' oynaması gerektiğini savundu ve "Bizim için ülkelerimizin kapasitelerini birleştirmesi çok önemli, zira bu, etkili bir sinerji oluşturabilir" diye konuştu.

Bu arada toplantının, her iki ülkenin de Rusya ile olan ilişkilerinde gerginlik gözlenen bir dönemde gerçekleşmesi dikkat çekti.
http://www.denizhaber.com.tr/turkiye-ve-ukraynadan-karadeniz-ittifaki-haber-66130.htm

22 Ocak 2016 Cuma

Belarus continues to upgrade Buk air defense missile system for Azerbaijan named Buk-MB.

20.01.2016

Belarus continues upgrading Buk air defense missile systems for Azerbaijan’s Armed Forces using Russian-made components, a source in the Belarusian defense and industrial sector told TASS on Tuesday, January 19, 2016.

"The upgrade of Buk air defense missile systems to the Buk-MB version is under way for Azerbaijan’s Armed Forces," the source said.

"The systems will be modernized later than scheduled as Azerbaijan does not have enough money," the source added.

"A number of Russian-made components are being used to upgrade the air defense missile systems," the source said without specifying them.

It became known at the ADEX-2014 international armament exhibition in Baku that Azerbaijan’s Armed Forces had received two battalion sets of Buk-MB air defense missile systems with six launchers and three launcher-loaders each.

The TSP Design Bureau in Belarus is upgrading Buk air defense missile systems. Kazakhstan and other countries are showing interest in the Buk-MB version.

In May on the MILEX-2005 exposition in Minsk, Belarus presented their own modification of 9K37 Buk called Buk-MB. On 26 June 2013 an exported version of Buk-MB was displayed on a military parade in Baku. It included the new 80K6M Ukrainian-build radar on an MZKT chassis (instead the old 9S18M1) and the new Russian-build missile 9M317 (as in Buk-M2).
http://www.armyrecognition.com/january_2016_global_defense_security_news_industry/belarus_continues_to_upgrade_buk_air_defense_missile_system_for_azerbaijan_named_buk-mb_12001161.html