Savunma ve Stratejik Analizler

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Özgün savaş uçağı projesinde yıl sonunda harekete geçiyoruz

06 Mayıs 2013 --- Mehmet KAYA ---  DÜNYA GAZETESİ

Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar IDEF 2013 öncesi sektörün yeni dönem görünümünü DÜNYA’ya açıkladı:

Milli gemi, tank, insansız hava aracı, temel eğitim uçağı ve elektronik sistemlerle son dönemin en gözde sektörlerinden biri haline gelen savunma sanayiinde gelecek 10 yılın yol haritası belirlendi.

Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar, mevcut seviyeyi “Türkiye pazarını yabancıların elinden aldık” sözleriyle özetlerken, gelecek bir-iki ay içinde başlayacak süreçle, yıl sonuna kadar büyük geliştirme projelerinin seri üretim sözleşmelerinin tamamlanmasını hedeflediklerini açıkladı.

Sektörün, neredeyse “sıfırdan başlanılması” nedeniyle son 10 yılda sağladığı yaklaşık 5 katlık büyümenin sürdürülebilirliği de merak konusuydu. Murad Bayar, gündeme alınan “mega projeler” yanında, seri üretim, buna bağlı ihracat, havacılık sektöründeki yeni gelişmeler ve TSK dışındaki güvenlik kurumlarının ihtiyaçlarının, 2023’e kadar sektörü “birkaç kat” büyüteceği görüşünde.

Bayar, Gelecek dönem için masaya alınan projelerden biri de denizaltı olduğunu açıkladı.

Savunma sanayiine ilişkin diğer önemli gelişme ise sektörün “halka açılma” sürecinin önünde olması. Uzun süredir konuşulan TAI halka arzı için gün sayılırken, Murad Bayar, bunu yeni şirketlerin izleyeceğini ve ASELSAN’ın ikincil halka arzının gündemde olduğunu bildirdi.

Murad Bayar, bölgesinin en büyük fuarlarından biri konumuna gelen ve Türk savunma sanayiinin en önemli iletişim kanallarından biri haline gelen IDEF 2013’te bu yılın “sürprizinin” ise geliştirme çalışması süren hava savunma füzelerinin ilk kez gösterilmesi olacağını açıkladı.

Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Murad Bayar, Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ve arkadaşımız Mehmet Kaya’nın sorularını yanıtladı.

2012 sonu itibariyle 4.8 milyar Dolar sektör cirosu, 1.2 milyar Dolar ihracata ulaşıldı. Çok hızlı bir büyüme yaşandı sektörde. Devamı gelecek mi?

Daha gidecek çok yol var. Biz daha sektör yapısını yeni oluşturduk ve çark yeni dönmeye başladı. Bu cirolar daha “Bismillah” cirosu diye düşünüyorum. Artık yavaş yavaş sektörün mühendislik kapasitesi, ürün geliştirme kapasitesi, diğer yetenekler bütün alanlarda olgunlaşmaya başladı.

Kara araçlarında birikimimiz vardı, iyice oturdu. Deniz araçlarına son dönemde girdik ama ilk turu çok şükür başarıyla bitirdik. O projelerde (MİLGEM) risklerimiz vardı, ilk defa bir askeri gemi yapıyoruz. Zorluklar oldu ama aşıldı ve sonuç aldık. Hava araçlarında teknolojinin en zor olduğu yer. Orada da artık belli ürünlerimiz artık uçuyorlar. ATAK helikopterimiz testlerde 1600 saattir uçuyor. ANKA İHA (İnsansız Hava Aracı) 100 den fazla sorti yaptı. Birkaç sene önce ANKA uçacağı zaman epey bir kalp çarpıntısı oluyordu, şimdi haberimiz bile olmuyor. HÜRKUŞ’u bekliyoruz, Haziran’da inşallah uçacak.

Mevcut büyük ürünlerimize baktığımızda birçoğunun henüz prototip olduğunu görüyoruz. Prototip tank, İHA, eğitim uçağı.. Henüz seri üretime geçmediler. Seri üretime geçtikleri zaman asıl sektör cirolarını o zaman göreceğiz. Şimdiki 5 milyar Dolara yakın ciro geliştirme projeleri varken oldu. Bu ana ürünlerin seri üretimine başlandığında, çok daha büyük cirolar olacaktır. ALTAY tankını, MİLGEM’i, ANKA’nın seri üretimini düşünün. Ki bunların birçoğunun sözleşmesini (seri üretim sözleşmesi) bu yıl içinde imzalıyoruz. O zaman, bu cirolar çok farklı yerlerde olacak.

Seri üretim için ihale-iş verme süreci nasıl olacak?

Bu projelerimizde ana yüklenicilerimiz Türk firmaları. Doğal olarak da ilk adayımız tasarım-geliştirmeyi yapan şirketler. Tabii ki ALTAY’ın seri üretimini OTOKAR ile görüşeceğiz. Geliştirilen bu ürünlerin fikri mülkiyet hakkı SSM’ye ait, çünkü biz finanse ettik. Lisansı bizim, sanayiye kullandıracağız. Teorik olarak başka bir üreticiyle gidebiliriz ancak pratik olarak bu ürünü bilen, geliştiren, mühendisliğine hakim olan firma ile devam etmek isteyeceğiz. İlk tercihimiz o. Bu firmalarımızla seri üretim maliyetlerini uluslar arası kriterlerde seviyelerde oturtabilirsek devam edeceğiz. Aksi olursa –ki beklemiyorum- alternatiflere bakarız. Sonuç olarak, bu projelerin seri üretime geçince, ihracatlarını görünce, sektörün hacmini o zaman göreceğiz.

“30-40 milyar dolarlık ‘teknoloji sektörü’ hedefleniyor”

Ne kadar hesaplıyorsunuz?

İhracatçı birliğimizin arama konferansında “savunma-havacılık-güvenlik” sektörleri olarak 2023 ihracat hedefini 25 milyar dolar olarak koyduk. Burada havacılık, ticari uçaklar için imalat önemli yer tutacak. Güvenlik, Emniyetimizin ihtiyaçlarının karşılanması, ürünlerin ihracatı önemli yer tutacak. Hedefimiz 25 milyar Dolar ihracat. İç pazarı da buna eklerseniz mevcut 5 milyar Doların 2023’te, 30-40 (milyar Dolar) bandına çıkmasını bekleyebiliriz.

Bu aşamada artık “teknoloji sektörü” olarak bakmak gerekir ve bu sektörün cirosunun bugünün birkaç katına daha çıkarız. Başladığımız yer, bir on yıl öncesine bakarsak 1 milyar Dolardan, 5 katı bir noktaya geldik.

Bu dönem yaptığımız önemli bir altyapı yatırımı var. Tankı ilk kez yapmak zor, 8 sene sürüyor, 500 milyon Dolardan daha fazla da yatırım gerekiyor. ANKA’nın ilkini yapmak, HÜRKUŞ’un, MİLGEM’i ilk kez yapmak zor. Ancak ilki yapıldıktan sonra seri üretim hattı kuruluyor ve iş devam ediyor.

İhracat imkanları ne kadar genişleyebilir?

Bu ürünleri, kendi envanterimize aldığınızda ihracat potansiyeli de bir anda beliriyor. Mesela CİRİT roketinde bunu yaşadık. Bu roket 6 senelik geliştirme sonucunda yapılmış, lazer güdümlü ve geçen yıl seri üretime başladı. TSK’ya ilk teslimat yapıldı ve sene bitmeden ihracatı gerçekleşti. Diğer ürünlerin tamamında bunlar olacak.

Hava savunma sistemi geliştirme projesi de bir yandan yürüyor?

Bu konuda gündemimize yeni gelecek ürünlerden biri de hava savunma konusunda. Ciddi bir projemiz yürüyor. Alçak ve orta irtifa hava savunma füzeleri projesinden söz ediyorum. Bunların ön taslaklar diyelim, geldiği aşamayı İDEF’te göstereceğiz. Sadece bu değil, bu sene içinde hava savunma füzelerinin atış denemelerine başlayacağız. Henüz güdümleri olmadan ateşleyeceğiz, ön deneme olarak görebiliriz ama uçmaya başlayacaklar. 2016-2017 dolayında da tamamlayıp envantere almayı düşünüyoruz. Hava savunma alanında bir grup yeteneğimiz ortaya çıkacak. Bu şu anda çalıştığımız ve kamuoyu önüne çıkaracağımız önemli bir proje grubu.

Gelecek dönemin önemli diğer projeleri neler, elbette bunların sektöre nasıl bir katkı yapacağını da soracağım?

Duyurduğumuz projelerin başlangıç düğmesine basma noktasındayız. Nedir bunlar? özgün helikopter geliştirme projemiz. Hem sivil hem askeri kullanımlı, Türkiye’ye özgü orta sınıfta bir helikopter tasarlayacağız. Beş yıl içinde helikopteri ortaya çıkarmak istiyoruz. Bunların zorluk derecesine bakarsanız, helikopter uçaktan daha zor. Dünyada 20’den fazla uçak üreticisi var. TAI’de HÜRKUŞ ile bunlardan biri oluyor. Helikopter üreten ise 4-5 ülke var. Zor bir alan. Biz de ilk helikopterimizi geliştirmeye başlamış olacağız. ATAK akla gelecektir biliyorsunuz hava aracı kısmını lisans ile üretiliyor. Bu projede ise pervanesinden, transmisyonuna, dinamik sistemlerine –ki zor kısmı o, helikopterde zor kısım hareketli parçalar- biz üreteceğiz.


Bilinen bir diğer proje jet motoru geliştirilmesi, o motor mu kullanılacak?

Türbin motorlar uçak ve helikopterler için kullanılabiliyor diyebiliriz. Motor konusunu açarsak; Motor yapmak hem uçaktan, hem de helikopterden daha zor. Evet motor üretimine girmeye başladık.

Tankımız için için bir dizel içten yanmalı motor çalışmamız var. Açıkçası ülkemizde bu konuda çok ciddi bir yetenek yok. Aşağı-yukarı sıfırdan kuracağız gibi duruyor. Projemizde, son iki aday nihai teklifini verdi. TÜMOSAN ve HEMA, bazı üretimleri var, aday oldular. Transmisyon (güç aktarma organları) dediğinizde de çok daha farklı seviyeler karşınıza çıkıyor. Yola çıkacağız, kara ve deniz araçlarının ihtiyaçlarını karşılamak ana amacımız. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde bu motorun ortaya çıkmasını hedefliyoruz.

“Jet motoru orta güçte olabilir”

Ancak türbin motor dediğimizde, onun için de bir etüd yaptırıyoruz. Nasıl bir proje yaklaşımı olabilir, Türkiye’deki sanayi kuruluşları buna ne kadar hazır, nasıl organize oluruz diye çalışıyoruz. Burada da belki nispeten orta güçlerde, bir yolcu uçağı-savaş uçağı motoru değil de orta sınıf helikopter, HÜRKUŞ, silahlı İHA’nın motoruna girebilir miyiz diye çalışıyoruz. Etüdümüz devam ediyor. Buradan bir ışık görürsek motorda ikinci bir adımımız da bu olabilir. Ancak motor konusunda işe başladığınızda bir 10 yıl daha koymak gerekir. Mevcut platformlara hazır motor (alacağız) gibi görünüyor.

ASELSAN halka açık bir şirket, TAI için gün sayılıyor. Sermayenin güçlendirilmesi, şirketlerin büyümesi açısından bu bir alternatif yol olabilir mi?

Savunma sanayindeki büyük kuruluşların halka açık olmasını destekliyoruz. Birkaç nedenle, bir belirttiğiniz gibi sermayenin güçlü olması. Sadece kendi özkaynakları değil, bu yolla da sermayeye sahip olmaları. İki halka açıklığın getirdiği kurallar sistemi var, SPK kuralları var. Bu kurallara uymanın getirdiği kurumsallaşma var, mali sistemin güçlenmesi var. ASELSAN halka açık ve faydalarını görüyoruz. Üç şirketlerimiz artık dünya şirketi oluyorlar. ASELSAN ve TAI dünyanın ilk 100 şirketi içinde. Türkiye markası ama global oyuncu oluyorlar. Orada da halka açık olmanın getirdiği bir itibar var. Borsada halka açık şirket demek, yabancı nezdinde de artı puan anlamına geliyor, “Karşımızda kurumsal bir yapı var” diyorlar.


TAI ile birlikte veya takibinde bazı şirketlerimizden de benzer adımlar gelebilir. Belki daha hızlı bir adım da ASELSAN’dan gelebilir. Bildiğiniz gibi yüzde 15 oranında halka açık. Onların da ikincil halka arzı olabilir, halka açıklık oranı artabilir. Dolayısıyla ana şirketlerimizde inşallah bunu göreceğiz.

Yine sektör geleceği açısından merak edilenlerden biri, çözüm sürecinde iç güvenlik tehdidi ortadan kalkarsa, bu alandaki harcamalarda düşüş olur mu?

Bu soruya yanıt verirken, taraf olduğumu hatırlatmak isterim. Savunma harcamalarımız GSYH’ye oran olarak baktığımızda düşmüş durumda. 10 yıl önce GSYH’nin yüzde 3,5’u seviyesindeydi, şu anda yüzde 1,8’i seviyesinde. Savunma harcamalarına ilişkin geniş kapsamlı bir çalışma yaptık. Sadece Milli Savunma Bakanlığı bütçesi değil, Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Jandarma, Sahil Güvenlik ve hatta Hazine üzerinden kullanılan krediler dahil bu orana ulaştık. Miktar olarak değil, miktar olarak arttı ama GSYH’ye oran olarak küçüldük. Paramız da az değil, ülkemizin kaynakları projelerimize yetiyor.

Geldiğimiz bu seviye ile artık Türkiye savunma harcamasını yüksek yapan ülkeler sıralamasında geri düştü. Bir zamanlar ithalatta 4. sırada, harcamada 6-8’inci sıradaydık. İthalatta 12-13’ncü sıraya düştük, savunma harcamalarında da 15’nci sıradayız. NATO kendi üyelerinden beklediği ortalama GSYH’nin yüzde 2’si savunma harcaması bekliyor. Krizde, Avrupa ülkelerinin çoğu bunun epey gerisine düştü.

Şunu belirtmeliyim, biz orta Avrupa ya da İskandinav ülkesi değiliz. Tek derdimiz de terör değil. Etrafımızda her an patlayabilecek bir risk alanı var. Tehditlere hazırlık önemli. Terör tehditlerden biri sadece. Mesela, Suriye krizi olunca Patriot füzelerinin hemen gelmesi gerekti. Silah sistemleri hemen bulunabilen sistemler değildir. İhtiyacınız olduğunda envanterimizde olması lazım. “İhtiyaç olunca alırım” diyemiyorsunuz.

Geçmiş yıllarda, “Terörle mücadele önceliği varken neden denizaltı alınıyor” denildi, ilk bakışta haklılar. Ancak, Doğu Akdeniz’deki bütün tabii kaynaklarda hak talep etme konusu gündemde. Bu ortamda da denizaltı vazgeçilmez bir sistem. Bir denizaltı için “lazım olunca alırız” diyemezsiniz çünkü bir denizaltıyı almak 10 sene sürer.

Elbette, mutlaka Türkiye’nin gelecek senaryoları çalışılıyor. Güvenlik siyasetini Hükümet belirliyor, TSK’da buna göre hazırlanıyor. Milli Güvenlik Siyaseti ne diyorsa, bizim çalışmamız da onun bir uzantısı. İnşallah terör gündemimizden kalkarsa, o zaman diğer öncelikler öne çıkar. Türkiye’nin savunma-güvenlik anlamındaki ihtiyaçları bununla (terör tehdidiyle) bitmeyecek.

Gelecek dönemin öncelikli maddeleri nedir, bir de teknolojik derinleşmenin stratejik boyutunu biraz açar mısınız?

Teknolojik derinleşmeye hakikaten önem veriyoruz. Hala yurt dışından aldığımız kritik birçok malzeme var, kaynak bağımlılığı oluşturuyor. Bunları yapmamız lazım. Diğerleri için ise fizibiliteye göre değerlendirmek gerekir.

Savunma sanayii derinlik gerektiren bir sektör. Sadece sistem mühendisliği, platform seviyesinde bunu yapmak zor. Malzemeye inmek lazım. Orada da ar-ge, teknoloji geliştirme ve üniversitelerdeki çalışmaları birleştirmeye çalışıyoruz. Yan sanayi çok kritik. Ana yüklenicilerimiz var görünüyorlar ama arkalarında 1000’den fazla KOBİ var. O derinlik de önemli. Teknolojide derinleşme, yan sanayide derinleşme.. Tabii ki ana sistemlerin üretime geçmesi. Gelecek birkaç yılın gündemi bu. Seri üretime başlayınca, geçtiğimiz dönemin gündemini rayına oturtmuş olacağız. Projeler (ürünler) artık kendi hayatını yaşamaya başlamış olacak.

Gündeminizde yine de çok önemli projeler var, burada nasıl bir gelişme olacak?


Önümüzdeki 10 yılı düşünmeye başlamamız lazım. Orada da 4-5 tane “Mega Hedefimiz” var. Özgün savaş uçağı projemiz var. Kavramsal tasarım yapılıyor. Belki bu yıl sonunda düğmeye basacağız. İlk uçuş için 2023.. Özgün helikopter, birkaç ay içinde sözleşme imzalanacak. Uydu fırlatma merkezinin kuruluşu.. Bunlar 2023’e yönelik ana hedefler. İlk uydu fırlatmamızı 2023’te yaparız diye düşünüyorum.

MİLGEM’in devamında “TF 2000” fırkateyni projesi var. 5-6 bin ton seviyesinde hava savunma fırkateyni olacak önemli bir proje. Uzun menzilli füzeler kullanabilecek. ABD’nin Doğu Akdeniz’de konuşlandırdığı fırkateynler gibi diyebiliriz.

Bir başka proje ise denizaltı. Fikir aşamasında, ön değerlendirme aşamalarında olan etüdleri başlamamış bir çalışma. Mevcut denizaltı üretimimizden sonra gündeme gelmek üzere olmak şartıyla başlattığımız bir düşünce.

Bir de ANKA’nın silahlısının üretilmesi. Burada sadece silah takılmasından söz etmiyoruz. Mevcut ANKA’ya bile takabileceğiniz silah var. Yeni proje, platform olarak farklı, türbin motorlu, uzun menzilli, yüksek irtifada kalacak bir uçak. Bunu da şu anda çalışıyoruz. Bu konular bizim için gelecek 10 yılın gündemini teşkil edecek.

Sektörün sürekliliği ve ülke menfaatleri açısından, sektörün sivil projelerde yer almasını önermiştiniz ne aşamadayız?

Şirketlerin büyümesi amacıyla, ihracat, ürünlerin lojistik ve idamesinin sanayi tarafından üstlenilmesi ve kamunun teknolojik yatırımlarına sektör firmalarının cevap vermesi önerilerini geliştirdik. Kamu yatırımları konusunda istediğimiz ivmeyi yakalayamadık. Benim kanaatimce iki nedeni var. Birincisi firmalarımız hem Türkiye ihtiyacı, hem ihracatla kapasiteleri dolduğu için o alana fazla mesai harcamadılar. Açıkçası sektör dinamikleri olarak bilmedikleri bir alan. Teknolojik olarak aslında sorun yok.

İkincisi ve daha önemlisi ise kamunun diğer yatırım alanlarında henüz yerli katkı fikriyatı tam oturmadı. Gelişmeler var. Bizden de katkı istendiği oldu, gerekli istişarelerde bulunuyoruz, devam da ediyor. Ama henüz bizimki kadar yapısal hale gelmedi. Dolayısıyla o alanda istediğimiz hareketlenme henüz olmadı. Ciddi bir miktara çıkılabileceğini düşünüyorum, en basit örnek tıbbi cihazlardır. Raylı sistemler, sinyalizasyon vs. Hatta, THY alımlarında off-set kullanımı. Bunları yaparsak işte cirolarımız o zaman farklı olacak.

HÜRKUŞ’un Nisan sonu-Mayıs başı uçuşa başlaması bekleniyordu?

HÜRKUŞ bir-iki ay gecikti, Haziran’da uçacak. Fuara (IDEF 2013) yetiştirmek istiyorduk ama olmadı. Bunun nedenine gelince; HÜRKUŞ ile birlikte bizi geleceğe taşıyacak bir kurgulama yaptık. Bu uçağı EASA (European Aviation Safety Agency-Avrupa Havacılık Güvenlik Ajansı) sertifikası ile üretmek kararı aldık. EASA, bütün tasarım ve imalat süreçlerinin içindeydi. İlk uçuş için beklememizin nedeni de bu izni EASA’nın verecek olması. HÜRKUŞ Türkiye’nin Avrupa havacılık otoritesinden sertifikalı ilk uçağımız olacak. Çeşitli yorumlar oluyor ama HÜRKUŞ türbin motorlu, çok yüksek hıza çıkabilen, yüksek akrobasi niteliğinde iddialı bir uçak. Dolayısıyla sivil sertifikasyonunun çok ağır gerekleri var.

Bu sertifikanın bizim için esas önemi ise malum Türkiye’nin “bölgesel yolucu uçağı” hedefleri var. Bunun önündeki en büyük engel sivil sertifikasyondur. Bunu alabilmek ciddi bir tecrübe. Birçok dokümantasyon, standartlara uyum, süreçler, usuller, sistemler gerekiyor. Rekabet var, rakipler bizim buralara girmemizi istemiyor. Yaşanan tecrübe önemli. Biz şu anda EASA’dan sivil uçak sertifikasyonu nasıl alınır biliyoruz. O süreci baştan sona geçtik.

http://www.dunya.com/ozgun-savas-ucagi-projesinde-yil-sonunda-harekete-geciyoruz-190692h.htm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder