Savunma ve Stratejik Analizler

31 Mart 2015 Salı

İran ve Turan mücadelesi

31.03.2015 KEMAL ÖZTÜRK

İslam dünyasını ve tarihin akışını değiştiren savaşlardan biri olan Çaldıran Savaşı’nda, galip olan Yavuz Sultan Selim değil de Şah İsmail olsaydı, bugün hayatlarımız başka türlü olacaktı. 1514’te, yani 501 yıl önce gerçekleşen o savaş, sadece iki ülkenin değil, tüm coğrafyanın inanç, fikir ve demografik yapısını etkiledi.

İran ve Turan’ın mücadelesi

Bölgenin ve İslam dünyasının güçlü, iki kadim ülkesi Çaldıran’dan sonra bir daha savaşmadı ve sınırlarını da değiştirmedi. Ancak, çetin iki rakibin birbirini gözetmesi, kontrol etmesi ve su yüzüne çıkmayan mücadelesi hep var oldu.

Bir Türk diplomat, “İran’la Turan’ın mücadelesi” diye özetlemişti durumu. Türk hariciyesi diplomasi geleneğini eski Türk devletlerinden başlatıp Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’e kadar sürdürür. İran da, diplomasisini Pers İmparatorluğu’ndan başlatarak, Safevi, Şahlar dönemi ve İran İslam Cumhuriyeti ile tamamlar. Binlerce yıllık geçmişe dayanan iki kadim ve güçlü medeniyetin son temsilcileri olarak, her iki ülke de bölgenin hep etkin güçleri olmuştur.

Türkiye’nin temsil ettiği hat, Çaldıran Savaşı’na kadar bir mezhep tercihinde bulunmadan, İslam şemsiyesi altında tüm akım ve fikirlerin var olmasını destekledi. O kadar ki Osmanlı ordusu içinde (bugünkü anlamda ve inançta olmasa da) Şii geleneğinin, Bektaşiliğin çok yaygın olduğu görülürdü. İran Safevi İmparatorluğu ise son derece steril bir şekilde Sünnilikten uzak, bir Şiilik inancı inşaat etti. Ne zaman ki Şiilik ve türevleri Osmanlı içinde huzursuzluk ve kargaşa çıkarmaya başladı, o zaman Yavuz savaşı kaçınılmaz buldu. İslam dünyasının en büyük yarası ve acısı olarak tarihe geçen Çaldıran Savaşı bu yüzden çıktı ve bugüne kadar hiç unutulmadı.

Şii Diplomasisi

İran’ın Şii politikası hiçbir zaman değişmedi. İran diplomasi geleneği Pers geleneğini sürdürse de, her zaman Şii havzasına yatırım yaptı ve bunu politik bir güç olarak kullandı. Belki de buna Şii Diplomasisi demek gerekir. 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra, İmam Humeyni tüm Şii geleneği içinde ciddi çatlamaya neden olacak bir açıklama yaparak, Şiilerin ve Sünnilerin kardeş olduğunu ilan edip, yeni bir dönem başlatmak istedi. Bunun bir takiyye mi, yoksa gerçekten, ikinci bir devrim mi olduğu hep tartışıldı. Ancak Humeyni’nin bu sözünü, kendinden sonra gelen Hamaney takiyye icabı bile olsa sürdürmedi ve Şiilik ihraç etmeyi tercih etti. Zengin Şah’a karşı, mazlumların devrimi olarak görülen ve büyük sempati toplayan İran Devrimi yıllar geçtikçe Safevi dönemine benzer politikalar izlemeye başladı. Dolayısı ile Şii olmayan tüm sempatizanlarını da kaybetti.

İran hiç bu kadar cüretkar olmadı

İran dış siyaseti her zaman güçlü ve etkili olmuştur. Ancak mezhep politikasını çok önde tutmadı ve Sünni dünyasını rahatsız edecek bir mezhebi yayılmacı politika izlemedi. İran son yüz yılda hiç bu kadar cüretkar ve aleni mezhepçilik yapmamıştı. Lübnan Hizbullah’ını bile desteklerken oldukça temkinli ve dikkatli davranırken, Suriye iç savaşından sonra adeta tüm örtülü operasyonlarını ve politikalarını açığa vuracak şekilde davranmaya başladı. Bugün tarihte çok az görülecek şekliyle, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’de fiili askeri güç bulunduruyor. Rusya bile Ukrayna’daki askeri varlığını resmi olarak kabul etmezken ve askerlerinin yüzlerini kapatmalarını isterken, İran Suriye ve Irak’ta üst düzey askeri yöneticileri ve silahlı güçlerinin olduğunu kabul etmekten çekinmiyor.

Şii mezhebi her zaman var olmak için gizliliği, tedbiri, takiyyeyi elden bırakmazken, İranlı generaller, 5 başkenti olan bir Şii İmparatorluğuna sahip olduklarını söyleyecek kadar cüretkar bugün.

Yemen domino taşı etkisi yapabilir

Yemen’de, İran destekli Husilerin askeri darbesi sanırım cüretkar hamlelerden en rahatsız edici olanıydı. Zira petrol sevkiyatının en yoğun olduğu Kızıldeniz’in kontrolü demek olan Yemen’in, İran’ın eline geçmesine kimse izin vermez.

İran’ın en büyük hasımı olan Suudi Arabistan, çok ciddi bir hamle yaparak, İran’ın desteklediği Husilere karşı bir hava saldırısı başlattı. Bu saldırıyı 10 Arap ülkesinin desteği ile yaptı. Türkiye, bölgenin ağır topu olarak fiili bir destek vermese de, Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk defa açıktan ve sert bir dille İran’ı eleştirdi. Erdoğan’ın rahatsız olduğu şey, yüz yıllardır süren İran-Turan çekişmesinin bir yansımasıydı. İran’ın yayılmacı politikalarına artık son vermesi gerektiğini söyleyerek, geleneksel Osmanlı refleksini belli etti. Dünya’da İran’ı düştüğü zor durumlarda destekleyen tek ülke belki de Türkiye’dir. Sırf İslam ülkesi olduğu için ve bölgesel sorunlara başka ülkeleri karıştırmamak için takip edilen bu politika, Erdoğan’ın açıklamasıyla son bulmuş oldu. İran artık İslam dünyasında yapayalnız. Rusya, Çin ve geçici olarak ABD’den başka da müttefiki bulunmuyor.

Şimdi Yemen’de askeri operasyon başlatan “Arap Sünni devletler koalisyonu” orada duracak mı? Yoksa aynı koalisyon Suriye, Irak ve Lübnan’daki İran yayılmacılığı ve işgaline karşı da bir operasyona girecek mi?

Ne olursa olsun, İslam dünyası çok ciddi bir döneme doğru sert bir dönüş yaptı. Üzülerek bir mezhep savaşının ortasında olduğumuzu kabul edelim. İran bu kadar büyük bir bloka karşı savaşı göze alabilir mi, sanmıyorum. Burada mezhebi bir taassubu olmayan ve her ülkede seveni olan Türkiye’nin tutumu çok hayati bir önem taşıyacak.
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/kemalozturk/iran-ve-turan-mucadelesi-2009840

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder